Home About us Products Services Contact us Bookmark
:: wikimiki.org ::
Refik Saydam

Refik Saydam

Türkiye Cumhuriyetinin 4. Başbakanı İbrahim Refik Saydam 1881 yılında İstanbul'da doğdu. Askeri Tıbbiyeyi Doktor yüzbaşı olarak bitiren Refik Bey Almanya'da Berlin Askeri Tıp Akademisi'nde Brandenburg, Danzig, Spandou ve Scharite'te eğitim gördü. Balkan Savaşı'nda Antalya'da ve Çatalca cephesinde Kolera hastalığını önleyici çalışmalar yaptı. 1914'te atandığı sahra genel sağlık müfettiş muavinliği sırasında bakteriyoloji enstitüsünü örgütleyerek tifo, dizanteri, veba ve kolera aşılarının, tetanos ve dizanteri serumlarının burada üretilmesini ve I. Dünya Savaşı boyunca ordu ihtiyacının karşılanmasını sağladı. Salgın hastalıklarla mücadelesini Hasankale'de cephe hizmetinde sürdürdü. Tifüse karşı hazırladığı aşı Tıp Literatürüne geçti ve I. Dünya Savaşında Alman ordusunda ve Kurtuluş Savaşı'nda kullanıldı. 1919'da 9. Kolordu sağlık müfettişi muavinliği görevi ile Mustafa Kemal'in yanında Samsun'a çıkan Refik Bey Erzurum'da Mustafa Kemal'in karargâhı dağıtıldıktan sonra Erzurum askeri hastanesi bulaşıcı hastalıklar servisi şefliğine atandı. Fakat bu görevi kabul etmeyerek ordudan ayrıldı. Erzurum ve Sivas kongresinin çalışmalarına katıldı. 1920'de TBMM'ye Beyazıt milletvekili ve Milli Savunma Vekaletine bağlı Sıhhiye Dairesi Başkanı olarak girdi. İkinci dönemden başlayarak üyeliğini İstanbul milletvekili olarak sürdürdü. Aynı yıl Sağlık ve Sosyal Yardım ( Sıhhat ve İçtimai Muavenet ) bakanı seçildi. Türkiye Cumhuriyetinin ilk Sağlık Bakanı olan Refik Bey 14 yıl sürecek olan bu görevinde sağlık hizmetlerinin temellerini attı. 1924'de Ankara'da ve daha sonra Erzurum, Diyarbakır, Sivas ve diğer birçok ilde memleket hastaneleri, doğum ve çocuk bakımevleri açtı. Ayrıca bu konuda eleman yetiştirilmesine önem vererek sağlık kursları, tıp öğrenci yurtları 1928'de Hıfzıssıhha Enstitüsünü ve Mektebini, İstanbul ve Ankara'da verem savaş dispanserlerini kurdu. 1931- 1938 yıllarında zaman zaman Eğitim ve Maliye Bakanlıklarına vekaleten bakan Refik Saydam, Atatürk'ün ölümünden sonra İçişleri Bakanlığı, CHP genel sekreterliği ve 15 yıl Kızılay Başkanlığı yaptı. 1939 - 1942 yılları arasında Başbakan iken Sağlık konusuna ayrıca önem verem Refik Saydam " Devlet İdaresi A'dan Z'ye bozuktur, düzeltmek ister" diyerek devlet yönetiminde köklü bir reform taraftarıydı. 1942' de İstanbul'un besin sorunun düzenlemesi için yaptığı inceleme gezisinde öldü. Kategori:Türkiye Cumhuriyeti Başbakanları

Türkiye Cumhuriyeti

Türkiye, Avrupa ve Asya'da toprakları bulunan bağımsız bir ülkedir. Avrupa'da bulunan kısma Trakya, Asya'da bulunan kısmına ise Anadolu denir. Anadolu yarımadası Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Akdeniz ile çevrelenmiştir. Türkiye'nin komşuları; batısında Bulgaristan ve Yunanistan, doğusunda Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve İran, güneyinde ise Irak ve Suriye'dir. Birleşmiş Milletler, NATO ve Avrupa Parlamentosu. Türkiye'nin üye olduğu uluslararası örgütlerden bazılarıdır. Türkiye laik bir ülkedir. Halkının % 95'i Müslümandır.

Nüfus

Nüfus: 72.065.354(2005, tahmini) Türkiye'nin en büyük kentleri İstanbul, Ankara , İzmir ve Adana'dır.

Yönetim Biçimi

Türkiye'nin devlet biçimi demokrasidir. Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal önderliğinde 1923'te kurulmuştur. Resmî dili Türkçe'dir. Laik demokratik bir yönetim anlayışı vardır. Kuvvetler ayrımı esası vardır. Yasama işlerini TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi), yürütmü işlerini Hükümet, yargı işlerini ise bağımsız mahkemeler yapar.

İklim

Türkiye'nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, dağların uzanışı ve yeryüzü şekillerinin çeşitlilik göstermesi, farklı özellikte iklim tiplerinin doğmasına yol açmıştır. Yurdumuzun kıyı bölgelerinde denizlerin etkisiyle daha ılıman iklim özellikleri görülür. Kuzey Anadolu Dağları ile Toros Sıradağları, deniz etkilerinin iç kesimlere girmesini engeller. Bu yüzden yurdumuzun iç kesimlerinde karasal iklim özellikleri görülür. Akdeniz İklimi: Akdeniz ve Ege denizi kıyılarında oldukça etkili olan bu iklim tipi, Marmara denizi çevresine kadar sokulmuştur. Kıyıdan yaklaşık 800m yüksekliğe kadar bu iklimin özellikleri görülür. Daha içerilere gidildikçe etkisi azalır. Bu iklim tipinde, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. Yıllık yağış miktarı, bazı yerlerde 1000 mm'nin üstünde iken çoğu yerde daha azdır. Bu iklim tipinde don olaylarına ve dağların yüksek kesimleri hariç kar yağışına çok az rastlanır. Karadeniz İklimi: Yurdumuzun kuzey kıyılarında, dağların denize bakan yamaçlarında görülen bir iklim tipidir. Bu iklimde yaz sıcaklığı, Akdeniz İkliminde olduğu kadar etkili değildir. Kış mevsimi, güney kıyılarımıza göre serin geçer. Ara sıra don olur, sis görülür ve kar yağar. Karadeniz ikliminin en önemli özelliği, yağışların her mevsimde görülmesidir. Karadeniz üzerinden gelen nemli hava, Kuzey Anadolu Dağlarının denize bakan yamaçlarında yükselerek yoğunlaşır ve kıyılarda yaz mevsiminde de yağış bırakır. Yurdumuzun en çok yağış alan bölgesi Karadeniz'dir. Rize ve çevresinde yıllık yağış miktarı 2200 mm'yi bulur. Karasal İklim: Yurdumuzun denizlerden uzak, yeryüzü şekillerinin meydana getirdiği engellerden dolayı deniz etkisinden yeterince yararlanamayan kesimlerinde karasal iklim görülür. İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Trakya'nın iç kesimleri karasal iklimin etkisi altındadır. Buralarda mevsimlik ve günlük sıcaklık farkları büyük, yağışlar genel olarak azdır. Kışlar uzun, soğuk ve karlı, yazlar kısa fakat sıcaktır. En şiddetli karasal iklim D. Anadolu'da görülür. Yüksekliğinden dolayı yağışlar İç Anadolu ve G.Doğu Anadolu'ya göre daha çoktur. İç Anadolu'da en yağışlı mevsim ilkbahar, G.D.Anadolu'da ise kıştır. İç Anadolu en az yağışı alır. G.D. Anadolu biraz daha fazla yağış almasına rağmen sıcaklık ve buharlaşmanın fazla olması nedeniyle kuraklık tehdidi altındadır.

Coğrafya


- Türkiye'nin nehirleri
- Türkiye, kendi coğrafi koşulları göz önüne alınarak yedi coğrafi bölgeye ayrılmıştır: Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi, Karadeniz Bölgesi, İç Anadolu bölgesi, Akdeniz Bölgesi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi.

Devlet Yapısı


- Ana Sayfa Türkiye Cumhuriyeti Devlet Yapısı

Resmi tatiller


- 1 Ocak - yılbaşı
- 23 Nisan - Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
- 19 Mayıs - Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı
- 30 Ağustos - Zafer Bayramı
- 29 Ekim - Cumhuriyet Bayramı
- Dini bayramlar: Ramazan bayramı (3 gün), Kurban Bayramı (4 gün)

Türkiye Cumhuriyeti'nin Tarihi

İç Politika

Dış Politika

Türkiye ve Uluslararası Organizasyonlar

Türkiye ve Avrupa Birliği

Türkiye Avrupa Birliği üyeliğine adaydır. Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde yaptığı reformlar ve anayasa değişiklikleriyle Kopenhag Kriterleri'ni tamamladığı AB Brüksel zirvesinde (Şubat 2005) belirtilmiş ve Avrupa Parlementosu tarafından onaylanmıştır. Türkiye 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlamıştır.

Türkiye ve Milletler Cemiyeti

Türkiye ve NATO

Eğitim Sistemi

Üniversiteler

Devlet Üniversiteleri


- Abant İzzet Baysal Üniversitesi
- Adnan Menderes Üniversitesi
- Afyon Kocatepe Üniversitesi
- Akdeniz Üniversitesi
- Anadolu Üniversitesi
- Ankara Üniversitesi
- Atatürk Üniversitesi
- Balıkesir Üniversitesi
- Boğaziçi Üniversitesi
- Celal Bayar Üniversitesi
- Cumhuriyet Üniversitesi
- Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
- Çukurova Üniversitesi
- Dicle Üniversitesi
- Dokuz Eylül Üniversitesi
- Dumlupınar Üniversitesi
- Ege Üniversitesi
- Erciyes Üniversitesi
- Fırat Üniversitesi
- Galatasaray Üniversitesi
- Gazi Üniversitesi
- Gaziantep Üniversitesi
- Gaziosmanpaşa Üniversitesi
- Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü
- Hacettepe Üniversitesi
- Harran Üniversitesi
- İnönü Üniversitesi
- İstanbul Üniversitesi
- İstanbul Teknik Üniversitesi
- İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
- Kafkas Üniversitesi
- Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
- Karadeniz Teknik Üniversitesi
- Kırıkkale Üniversitesi
- Kocaeli Üniversitesi
- Marmara Üniversitesi
- Mersin Üniversitesi
- Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
- Muğla Üniversitesi
- Mustafa Kemal Üniversitesi
- Niğde Üniversitesi
- Ondokuz Mayıs Üniversitesi
- Orta Doğu Teknik Üniversitesi
- Osmangazi Üniversitesi
- Pamukkale Üniversitesi
- Sakarya Üniversitesi
- Selçuk Üniversitesi
- Süleyman Demirel Üniversitesi
- Trakya Üniversitesi
- Uludağ Üniversitesi
- Yıldız Teknik Üniversitesi
- Yüzüncü Yıl Üniversitesi
- Zonguldak Karaelmas Üniversitesi

Vakıf Üniversiteleri


- Atılım Üniversitesi
- Bahçeşehir Üniversitesi
- Başkent Üniversitesi
- Beykent Üniversitesi
- Bilkent Üniversitesi
- Çağ Üniversitesi
- Çankaya Üniversitesi
- Doğuş Üniversitesi
- Haliç Üniversitesi
- Fatih Üniversitesi
- Işık Üniversitesi
- İstanbul Bilgi Üniversitesi
- İstanbul Kültür Üniversitesi
- İstanbul Ticaret Üniversitesi
- İzmir Ekonomi Üniversitesi
- Kadir Has Üniversitesi
- Koç Üniversitesi
- Maltepe Üniversitesi
- Okan Üniversitesi
- Sabancı Üniversitesi
- Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üniversitesi
- Ufuk Üniversitesi
- Yaşar Üniversitesi
- Yeditepe Üniversitesi

Türkiye'deki Sivil Toplum Kuruluşları

Dış Bağlantılar


- [http://www.pbase.com/dosseman/ Türkiye'den çeşitli resimler ]
- [http://www.wowturkey.com/forum/index.php Türkiye'yi sevenlerin buluşma noktası]
- [http://www.kultur.gov.tr/portal/default_tr.asp?BELGENO=11876 Kültür Bakanlığının Türkiye'yi tanıtım videoları]
- [http://www.worldturkey.com/ Türkiye'yi tanıtım sitesi]
- [http://maps.google.com/maps?q=turkey&ll=39.385264,34.475098&spn=7.758043,20.874023&t=k&hl=en Google Maps'ten Türkiye Görünümü] Kategori:Asya kıtasındaki ülkeler Kategori:Avrupa Birliği Aday Ülkeleri Kategori:Avrupa ülkeleri Kategori:NATO Ülkeleri
-
Kategori:Ülkeler ja:トルコ ko:터키 ms:Turki simple:Turkey th:ประเทศตุรกี zh-min-nan:Türkiye

Başbakan

Kelime anlamı olarak hükümetin ve bakanlar kurulunun başı, kabinenin başı, başvekili ifade eder. Özellikle cumhuriyet ile yönetilen toplumlarda yürütmenin başı olan ve devletin atacağı adımlara karar veren kişidir.

Türkiye'de Durum

Türkiye Cumhuriyeti'nde de yürütmenin başıdır. Bakanlar Kurulu'na başkanlık eder. Hükümeti ve icraatlarını yönetir. Türkiye Cumhuriyeti'nde her bir 5 yılda bir genel seçimle oluşan Meclis tarafından Başbakan 5 yıl süreyle seçilir. kategori:hükümet

1881

Olaylar

Dünyada olup bitenler

Türkiye'de olup bitenler

Doğumlar


- 25 Mart, Macar besteci Béla Bartók, (ö. 1945)
- ? , Mustafa Kemal Atatürk (ö. 1938) (Tam olarak doğduğu tarih üzerine spekülasyonlar vardır, ancak nüfus cüzdanında 19 Mayıs doğum tarihi olarak geçer.)
- 21 Aralık, sosyalist diktatör Yosif V. Stalin (ö. 1953)

Ölümler


- 28 Ocak - Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski, Rus yazar (d. 1821) ko:1881년 Category:1881

İstanbul


- İstanbul (şehir)
- İstanbul (il)
- İstanbul Büyükşehir Belediyesi

Balkan Savaşı

Balkan Savaşları Osmanlı Devletinin Balkanlar’daki dört devlete karşı 1912-13'de yaptığı savaşlardır. 1912'de İngiltere, Rusya ile Tallin'de gizli bir anlaşma yaparak, Rusya'yı İstanbul ve Boğazlar üzerinde serbest bıraktı. Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki varlığına son vermek isteyen Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ, Rusya'nın aracılığıyla aralarında anlaşarak, Türkleri Balkanlardan atmak istediler. Trablusgarp Savaşı da onları cesaretlendirdi. Balkan Ulusları, Osmanlı Devleti'nden, Makedonya'da ıslahat yapmasını istediler. Bu istekleri reddedilince savaş ilan ettiler.

Birinci Balkan Savaşı 1912

Deneyimli subay ve askerlerin terhis edilmesi, parti çekişmeleri nedeniyle komutanlar arasındaki anlaşmazlıklar, silah, yiyecek, araç-gereç gibi konularda eksikliklerin olması, Osmanlı Ordusu'nun cephelerde yenilmesine neden oldu. Bulgarlar, Çatalca'ya kadar gelerek, İstanbul'u tehdit etmeye başladılar. Sırp, Karadağ ve Yunanlılar, Makedonya'yı tamamen işgal ettiler. Durumdan yararlanan Arnavutluk, bağımsızlığını ilan etti. Yunanlılar, İmroz (Gökçeada) ve Bozcaada dışındaki adaları işgal etti. Aralık 1912'de, Balkan Yarımadası'nın yeni siyasal haritası belirlenmek üzere Londra Konferansı toplandı. Konferans sonunda, Balkan Devletleriyle Osmanlı Devleti arasında Londra Antlaşması imzalandı. Midye-Enez çizgisinin batısındaki bütün Balkan Toprakları kaybedildi. Midye-Enez çizgisi, Osmanlı Devleti'yle Bulgaristan arasında sınır kabul edildi. İmroz ve Bozcaada dışında kalan tüm Ege Adaları, Yunanistan'a verildi.ben özgür polat

İkinci Balkan Savaşı 1913

Bulgaristan'ın daha fazla toprak almasını kabul etmeyen Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve 1. Balkan Savaşı'na katılmayan Romanya birleşerek, Bulgaristan'a karşı savaş açtılar. Bulgarların üst üste yenilerek Doğu Trakya'daki birliklerini batıya kaydırmasından faydalanan Osmanlı Ordusu, Midye-Enez çizgisini aşarak, Edirne ve Kırklareli'ni geri aldı.1912 de 2. özgür paşa komutasındaki türk ordusu biraz zayıf kalmıştı. Bulgarların barış istemesi üzerine 1913'te İstanbul Antlaşması yapıldı. Edirne, Kırklareli ve Dimetoka, Osmanlı Devleti'ne geri verildi. Batı Trakya ve Dedeağaç, Bulgaristan'da kaldı. Yunanistan'la ise Atina Antlaşması yapıldı. Girit ve Ege Adaları, Yunanistan'a verildi. Yunanistan'da kalan Türklerin durumu da düzenlendi. Sırbistan ve Karadağ'ın, Osmanlı Devleti'yle sınırı kalmadığı için antlaşma imzalanmamıştır. Batı Trakya, tüm Makedonya, Arnavutluk, Ege Adaları kaybedilmiş, Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki varlığı, Doğu Trakya ile sınırlandırılmıştır. Kategori:Osmanlı tarihi ja:バルカン戦争

Kolera

Kolera, Vibrio cholerae isimli bakteri tarafından neden olunan bir tür bağırsak enfeksiyonunun yol açtığı, akut diyeraik bir hastalıktır.

Hastalık ve Etkileri

Hastalık genelde dışkı içeren kirli su veya gıda aracılığı ile yayılır. Bu yüzden kanalizasyon veya su arıtım tesislerindeki her hangi bir hasar, veya yanlış uygulama, koleranın büyük çapta bir alana kısa sürede yayılmasına yol açabilir. Basit bir tedaviye sahiptir, ama tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilir.Eğer tedavi edilmezse ölüm riski %50'dir. Her yıl 100 000'in üstünde insan kolera hastalığı yüzünden ölmektedir. Gelişmiş ülkelerde kolera salgınları artık pek sık yaşanmazken, temiz suyu bulmanın zor olduğu ve kanalizasyon sistemlerinin tam olarak gelişmediği, 2. ve 3. dünya ülkelerinde büyük çapta kolera salgınları yaşanmaktadır. Vibrio cholerae, kirli su veya yiyecek ile vücuda girer. Kuluçka devresi (enkübasyon) sadece 1-5 gündür. Bakterinin ürettiği, kolerajen adı verilen ekzotoksin spesifik olarak bağırsak iç yüzeyini etkiler. Sonuç kusma ve ağır bir ishaldir. Kısa bir sürede vücut çok büyük miktarlarda su kaybedebilir; örneğin, ağır kolera hastaları günde ortalama 10-15 dm³ su kaybı yaşanabilir. Bu kısa zamanda yoğun bir dehidrasyona yol açar, ve eğer müdahale edilmezse ölümle sonuçlanabilir.

Tedavisi

Ölüm riski bu kadar yüksek olan ve bugün hâlâ binlerce insanın ölümüne yol açan koleranın tedavisi aslında fazlasıyla basittir. "Oral Rehidrasyon Terapisi" olarak da adlandırılan terapi ile kolera hastaları kısa sürede sağlıklarına kavuşabililer. Bu terapide hastaya yoğun bir tür tuz ve glikoz karışımı içirilir. Herhangi bir şey içemeyecek durumda olan daha ağır hastalara (toplam hastaların yaklaşık %10-20si) ise karışım damardan verilir. Durumu çok ağır ve acil olan hastalara ise tetrasiklin vb. antibiyotiklerle antibiyotik tedavisi uygulanır.

Önlem

Her şeyden önce su kaynaklarının ve içme suyunun temiz olması çok önemlidir. Eğer kullanılacak suyun temizliğinden şüphe varsa, suyun önce kaynatılıp sonra kullanılması daha sağlıklı olacaktır. Dışkıların hijyenik bir biçimde yaşama ortamından uzaklaştırılması, düzgün bir kanalizasyon sistemi çok önemli bir faktördür. Pişmemiş yiyeceklerin yenmemesi, çiğ gıdalardan uzak durmak ve üzellikle çiğ balık ve kabuklu deniz ürünlerinin tüketilmemesi koleraya karşı korunmak için önemlidir.

Aşı

Her ne kadar bazı ülkelerde kolera aşıları mevcut olsa ve uygulansa da (Dukoral, Mutacol vs.), bu aşıların hastalığa karşı güçlü bir bağışıklık geliştirdikleri söylenemez. Geçmişteki kolera aşılarından daha iyi bir bağışıklığa neden olsalar ve daha az yan etki barındırsalar da, bu aşılar hâlâ ideal seviyeye ulaşamamıştır ve bu yüzden de bir çok ülkede kullanılmamaktadır. İdeal bir kolera aşısı için yapılan araştırmalar hâlâ devam etmektedir.

Bağlantılar


- [http://www.who.int/topics/cholera/en/ Dünya Sağlık Örgütü - Kolera]
- [http://www.nlm.nih.gov/medlineplus/ency/article/000303.htm Tıp Ansiklopedisi - Kolera] Kategori:Tıp Kategori:Enfeksiyon hastalıkları Kategori:Bakteriler ja:コレラ ko:콜레라 ms:Penyakit Taun simple:Cholera

I. Dünya Savaşı

I. Dünya Savaşı, 1914-1918 yılında arasında Avrupa'da başlamış, ancak dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin katılması ve diğer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle "dünya savaşı" olarak adlandırılmıştır. 1914'te başlayan savaş 1918 yılında sona ermiştir.

Savaşın nedenleri ve başlangıcı

Almanya, ekonomisi için kendisine "hayat alanı" olarak Osmanlı İmparatorluğu’nu seçmişti. Bu nedenle Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler kurup, İngiltere’nin Hindistan yolu için büyük tehlike olan, "Bağdat Demiryolu" projesini kabul ettirmişti. Böylece Üçlü İttifakla, Üçlü İtilafın çatıştığı önemli bir alan da Osmanlı İmparatorluğu oluyordu. 1905 yılından itibaren Almanya’nın her olayda karşı tarafla arası açıldı. Fas Buhranları’nda bir şey elde edemeyen Almanya, Balkan Savaşları’nın çıkmasına da engel olamadı. Oysa, Balkan Savaşı Almanya'ya ekonomik açıdan büyük zarar vermişti. Ayrıca Bağdat-Berlin Demiryolu'nun gerçekleşmesi de, Almanya ile Bulgaristan’ın dost olup olmamalarına bağlı idi. 1914 yılına gelindiğinde blokların çatışmasının temel sorunları olan ekonomik çıkar, Alsas-Loren sorunu, üstünlük kurma, deniz silahlanması, Fas Buhranları, Bağdat Demiryolu sorunu, Balkanlar'da Avusturya-Rusya çatışması, Balkan Savaşı gibi nedenlerden dolayı savaşın çıkması yalnızca bir bahaneye bakıyordu. Savaşın yakın nedeni de hazırdı. Avusturya’nın Sırbistan üzerindeki üstünlüğünü sürdürmek ve kendi sınırları içindeki Sırpların yaşadığı şehirleri kaybetmemek için her fırsatta Sırbistan üzerine baskı yapıyordu. Bu sürtüşmeler, 28 Haziran 1914'de Avusturya-Macaristan Veliahdı Franz Ferdinant ve eşinin bir Sırplı tarafından öldürülmesi nedeniyle dünyayı 4 yıl kana bulayacak bir savaşa dönüştü. Sırp sorununu kökünden çözmek isteyen Avusturya, Almanya’nın da ayni görüşte olduğunu öğrenince Sırbistan’a 23 Temmuz'da sert bir nota verdi. İçişlerine karışma hükümleri taşıyan bu nota, Rusya’nın Sırbistan’ı yalnız bırakırsa, Balkanlar ve Boğazlar üzerinde Almanya-Avusturya egemenliği kurulacağı endişesiyle Sırbistan’ı desteklemesi üzerine reddedildi. Rus desteğini sağlayan Sırbistan seferberlik ilan edince de, Avusturya Sırbistan’a 28 Temmuz'da savaş ilan etti. Almanya’nın uyarılarına rağmen Rusya’nın 30 Temmuz'da seferberlik ilan etmesi üzerine, Almanya 1 Ağustos’ta Rusya'ya savan ilan etti. Ayni tarihlerde Fransa da seferberlik ilan etmişti. Fransa'ya Belçika üzerinden saldırmayı planlayan Almanya Belçika'ya bir nota vererek, bütün zararlarının ödeneceğini ve toprak bütünlüğüne dokunulmayacağı konusunda güvence vererek, topraklarından geçiş izni istedi. Belçika bunu reddedince de 3 Ağustos’ta Belçika'ya sildirdi. Bunun üzerine İngiltere 4 Ağustos’ta Almanya'ya bir nota vererek Belçika’yı boşaltmasını istedi. Almanya bu isteği reddedince, İngiltere ayni gece Almanya'ya savaş ilan etti. Böylece Avrupa Savaşı çıkmış oldu. Başlangıçta hemen herkes bu savaşın 19. yy.daki gibi cephe savaşları olacağını, en çok 1-1,5 yıl süreceğini sanıyorlardı. 1871'den beri Avrupa uzun bir barış dönemi geçirmişti. Bu arada ekonomik ilişkiler, teknik buluşlar savaş sanayiinin gelişmesi ile yeni savaş silahlarının tahrip gücü artmış, savaş yöntemleri değişmişti. Bu savaş yalnız Avrupa topraklarında kalsaydı belki bu tahminler doğru çıkabilirdi. Fakat savaşın gerek yer, gerekse zaman bakımından sınırlarını büyüten bir olay oldu. Osmanlı İmparatorluğu kısa bir süre sonra savaşa katildi. Bu yüzden savaş bir Dünya Savaşı niteliği kazandı

Osmanlı'nın savaşa girişi

Osmanlı hükümeti Almanya ile ittifak anlaşmasının imzalandığı gün genel seferberlik ilan edilmişti.(2 Ağustos 1914) Bu karardan iki gün sonrada Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etmişti. Almanya Osmanlıyı bu tarafsızlıktan ayırmak ve Almanya safında savaşa katılmaya zorlamıştır. Çünkü Osmanlı savaşa girerse yeni cepheler açılacaktı ve Almanya kendi yükünü hafifletmiş olacaktı. Ayrıca Osmanlı Devleti Süveyş Kanalı’nın denetimini ele geçirirse, İngiltere sömürgelerine giden yol kapatılmış olacaktı. Diğer taraftan Almanya, Osmanlı padişahının halifelik nüfusundan yararlanarak İngiliz sömürgelerindeki Müslümanları da etkilemeyi düşünüyordu. Boğazların denetiminin Osmanlının denetimi altında olmasıyla da Rusya'ya gidebilecek yardim engellenecek ve Rusya saf dışı bırakılacaktı. Bu sırada Akdeniz de İngilizlerden kaçan iki Alman savaş gemisi (Goeben-Breslav), Çanakkale’yi geçerek Osmanlılara sığındı.(10 Ağustos 1914) İngiltere bu gemilerin teslim edilmesini istedi. Aslında Osmanlı Devleti tarafsızlığını koruması için, bu iki gemiyi elinde tutarak mürettebatını göz altına alması gerekirdi. Daha önceki yıllarda İngilizlere ısmarlanan “Sultan Osman ve Reşadiye” harp gemilerinin taksitinin ödendiği halde, Osmanlıya verilmemesi üzerine donanmamızın yükünü hafifletmek için, bu iki Alman gemisinin “Yavuz ve Midilli” adi verilerek satın alındığı söylendi. Bunu tanımayan İngilizlerin Çanakkale Boğazına Abluka koyması, karakol görevi yapmak için dışarı çıkan savaş gemimize ateş açması yüzünden boğaz kapatıldı.( 27 Eylül 1914) Kabine üyelerinin büyük bir bölümünün harp taraftarı olmadığı halde, Alman Amirali Souchon, Harbiye Bakanı ve Başkomutan Enver Paşanın uygun görmesiyle, Türk Donanması Karadeniz’e çıkarıldı. Donanma Rus gemilerini batırma ve Rus limanlarını (Odesa, Sivastopol) topa tutmaya başlayınca ,Rusya Osmanlıya karşı 2 Kasım 1914 de savaş ilan etti. 5 Kasım 1914‘te İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’ne harp ilan ettiler. Osmanlı devletinin buna 14 Kasım 1914 de “cihad” (din uğruna savaş) ilan etmekle cevap verdi.

Boğazların Rusya'ya Verilmesi

Savaş çıktıktan sonra Çar'ın yaptığı açıklama ile, Rusya’nın bu savaşta en büyük kazancının Boğazlar olacağı anlaşılmıştı. Yaklaşık 120 yıldan beri Boğazları koruyan İngiltere ve Napolyon’un "Boğazlar tek başına bir ülke eder" sözü ve Akdeniz sınırlarının ve güvenliğinin Boğazlarda başladığını belirten Fransa, Rusya’nın Boğazları ele geçirmesini engellemek için 120 yıldır Osmanlı Devleti'ni Rusya'ya karşı korumuşlardı. Hatta Kirim Savaşı’na fiilen katılmışlardı. Fakat simdi Alman tehlikesi karşısında, her ikisi de Rusya’yı kendi yanlarına almak için her şeye razı oluyorlardı. Çar, İngiltere ve Fransa’nın bu durumundan yararlanarak, Boğazların mutlaka Rusya'ya ait olacağını kabul ettirdi. Çanakkale Savaşı’nın başlamasından sonra Rusya endişeye düştü. Eğer İngiltere ve Fransa Boğazları ve İstanbul’u ele geçirirse, onları oradan bir daha çıkarmak mümkün olamazdı. Hele İngiltere’nin ve Fransa’nın Yunanistan’ı da Çanakkale Savaşı’na katmak için baskı yapmaları, İngiltere Ege ve Boğazları Yunanistan'a vereceği endişesini doğurdu ve Rusya’nın tepkisine yol açtı. 4 Mart 1915'de İngiltere ve Fransa'ya verdiği notalarla, İstanbul ve Marmara Denizi Rusya'ya katılacak, İmroz ve Bozcaada için ise Rusya’nın oyuolmadan karar alınmayacaktı. İngiltere ve Fransa bu Rus notasından hoşlanmamakla beraber, Alman tehlikesi karşısında, 12 Mart 1915'de İngiltere ve 10 Nisan'da da Fransa Rus isteklerini kabul ettiklerini bildirdiler. Buna karşılık da Rusya, İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğudaki çıkarlarını kabul ediyordu.

İtalya'nın savaşa katılması

Avusturya, 28 Temmuz 1914'te Sırbistan’a nota verirken İtalya’ya haber vermemişti. Almanya, İtalya ile iyi geçinmesi için Avusturya’yı uyarmasına ve İtalya’ya ödün vererek desteğini sağlamasını istemesine rağmen Avusturya bu uyarıyı dikkate almamış ve İtalya’ya danışmadan Sırbistan’a savaş ilan etmişti. Almanya ve Avusturya, İtilaf Devletleri'ne savaş ilan edince, İtalya 3 Ağustos’ta tarafsızlığını ilan etti. Avusturya’nın İtalya’ya hiç ödün vermemesi İtalya’nın tarafsız kalması için yeterli değildi. İtalya’nın içte huzuru yoktu. Ülkü yanlısı olanlar, savaşın nimetlerinden yararlanmak için mutlaka savaşa girilmesini savunuyorlardı. İtalya 3 Ağustos tarihli tarafsızlık kararını açıklarken, İtilaf Devletleri'ne, iyi bir öneri yapılırsa İtalya’nın, onların yanında savaşa katılabileceğini de hissettirmişti. 4 Ağustos’tan itibaren de Petersburg ile ilişki kurdu. İtalya’nın amacı, kim daha çok çıkar sağlarsa onun yanında savaşa katılmaktı. Kaldı ki Alman-Avusturya tarafının savaşı kazanması durumunda İtalya’nın çıkarı bulunmuyordu. Çünkü İtalyan çıkarları ile Avusturya çıkarları çakışıyordu. İngiltere, Fransa ve Rusya İtalya’ya 12 Ağustos’ta Trentino, Trieste ve Vallona'yi önerdiler, fakat bunu yazılı sekle dönüştürmek istemiyorlardı. Ayrıca Fransa’nınve İtalya’nın askeri yardim istemesi üzerine görüşmeler kesildi. Bu sefer Avusturya ile görüşmelere başlayan İtalya, İtilaf Devletleri'nin endişeye düşürüp daha fazla pay almak istiyordu. Rusya’nın Adriyatik'teki İtalyan çıkarlarına karşı çıkması da İtilaf Devletleri ile İtalya’nın anlaşmasını geciktiriyordu. İtilaf Devletleri'nin Çanakkale'ye saldırması ve Boğazların Rusya'ya verildiğinin anlaşılmasından sonra İtalya, İngiltere, Fransa ve Rusya ile yeniden görüşmelere başladı ve 26 Nisan 1915'te Londra'da yapılan antlaşma ile Adriyatik'te istediği çıkarları İtalya elde etti. Ege'deki 12 ada veriliyor ve Anadolu'nun paylaşılmasında ise Antalya bölgesi İtalya’ya kalıyordu. Yine bu antlaşmaya göre İtalya, sömürgesi olan Trablusgarp ve Eritre'de topraklarını genişletebilecekti. İtalya buna karşılık bir ay içinde savaşa katılacaktı. İtalya bu antlaşmadan bir ay sonra, 20 Mayıs’ta Avusturya'ya savaş ilan etti. Ağustos ayında bile Almanya ve Osmanlı Devleti ile savaş durumuna girdi. Görülüyor ki; İtalya’nın savaşa katılması için Anadolu topraklarından çok önemli bir bölüm savaş nimeti olarak kendisine verilecekti. İtalya’nın Anadolu üzerindeki isteklerini ise Almanya kabul edemezdi. Nasıl ki, Rusya’yı kendi yanına çekmek isteyen İngiltere ve Fransa, Rusya'ya Boğazları ve Doğu Anadolu'yu veriyorsalar, İtalya’yı da kendi yanlarına çekmek için yine Türk topraklarını vaat ediyorlardı.

Bulgaristan ve Romanya

Bulgaristan bu savaşa, Balkan Savaşı’nda Yunanistan, Sırbistan ve Romanya'ya kaptırdığı toprakları geri almak ve Ege Denizi'ne inmek için katılmak istiyordu. Onun bu isteklerini ise ancak İttifak Devletleri gerçekleştirebilirdi. İtalya’nın çıkarları nasıl İtilaf Devletleri yanında ise, Bulgaristan’ınki de İttifak Devletleri'nin yanındaydı. Savaşın başında duraksayan Bulgaristan, İtilaf Devletleri'nin Çanakkale'de hem de Almanya'dan yeterli silah ve malzeme almamış olan Osmanlı Devleti'ne yenilmeleri üzerine kararını verdi. İsteklerinin İttifak Devletleri tarafından kabul edilmesi üzerine Bulgaristan, Ayastefanos Antlaşması ile gerçekleştiğini gördüğü "Büyük Bulgaristan" ni yaratmak amacıyla 6 Eylül 1915'te İttifak Devletleri'yle antlaşma imzaladı ve 12 Ekim'de Sırbistan’a savaş ilan etti. Böylece Berlin'den Bağdat’a uzanan zincirin halkaları birbirine bağlanmış oldu. 1915'den itibaren Rus baskısı altında bulunan Romanya ise kim kendisine daha çok ödün verirse onun yanında savaşa katılmak isteğinde idi. Fakat bir yandan Alman-Avusturya, diğer yandan Rus tehdidi altında bulunuyordu. Avusturya’nın ödün vermek yerine Sırbistan işgalini örnek gösterip Romanya’yı tehdit etmesi Romanya’nın İtilaf Devletleri'ne kaymasına yol açtı. 17 Ağustos 1916'da Romanya İtilaf Devletleri'yle anlaştı. Ağustos sonunda da savaşa katildi. Rusya'da ihtilal çıkmasından sonra yalnız kalan Romanya’yı İtilaf Devletleri'nin galibiyeti kurtardı.

Rusya'da Devrim

1917 yılının en önemli olaylarından birisi Rusya'da devrim çıkması oldu. Birinci Dünya Savaşı Rusya'da büyük bir yokluk ve sefalete yol açtı. Boğazların kapalı olusu yüzünden dış yardim alamıyordu. 1916-1917 kışı ise çok sert geçmiş, açlık ve yakacak, giyecek bulunamaması bütün Rusya’yı etkilemişti. 8 Mart 1917'de Petersburg'da gösteriler başladı. Grevler yaygınlaştı. 12 Mart'ta "İsçilerin ve Askerlerin Sovyet’i" kuruldu. Komutanlar da Çar'a tahttan ayrılmasını öneriyorlardı. 15-16 Mart'ta Çar tahttan ayrıldı. Devrimci Hükümet kuruldu. Nisan'da Petersburg'a gelen Lenin "Ekmek, barış, özgürlük" sloganıyla geniş kitlelerin desteğini sağladı. Devrimci Sosyalistlerden Harbiye Bakanı Kerensky'nin Temmuz'da Alman cephesinde taarruzu başarısızlıkla sonuçlanınca yeni ayaklanmalar patlak verdi. Bolşeviklerin lideri Lenin kaçtı ve Trotsky tutuklandı. Hükümet düştü, Kerensky Başbakan oldu ve 14 Eylül 1917'de de Cumhuriyet ilan edildi. Artık ülkenin iç durumu iyice karışmıştı. Hükümet hala savaştan vazgeçmemekle en büyük hatasını yaptı. Köylülerin ayaklanması ile tüm Rusya karıştı. Bundan yararlanan Bolşevikler (aşırıcılar) ordunun da devrime karışmasından yararlanarak, "Askeri Devrim Komiteleri" kurdular. 7 Kasım 1917'de Hükümet darbesi ile Bolşevikler iktidarı ele geçirdiler ve 8 Kasım’da Lenin Petersburg'a geldi

ABD'nin savaşa girmesi

1917 Devrimi dolayısıyla Rusya’nın savaşın dışında kalması Almanya ve Osmanlı Devleti'ne umut verdi. Fakat bu uzun sürmedi. Almanya’nın başlattığı denizaltı savaşı dolayısıyla birçok A.B.D. gemisinin batırılması Almanya ile A.B.D.’nin arasını iyice açtı. Diğer yandan 1917 yılında Almanya, Meksika’yı A.B.D. ye karşı savaşa kışkırttı ve Almanya Japonya arasında ittifak önerisinde bulundu. Ancak bu yazışmaları ele geçiren İngiltere, durumu A.B.D. ye bildirince, denizaltı savaşı yüzünden zarar gören A.B.D. 2 Nisan 1917'de Almanya'ya savaş ilan etti

Yunanistan'ın savaşa girişi

1917'nin Türkiye'yi ilgilendiren yeni bir gelişmesi, Yunanistan’ın savaşa katılması oldu. Savaşın başından beri dışta kalmayı başaran Yunanistan'da Venizelos savaş yanlışı idi. Fakat Kral Konstantin Alman İmparatoru’nun eniştesi idi. Almanya'ya sempatisi vardı. Akdeniz'de İtilaf Devletleri güçlü olduğu için Kral yansız bir politika izledi. Venizelos ise savaşa katılmak istiyordu. İngiltere ve Fransa Yunanistan'a Anadolu'da toprak vaat ediyorlardı. Çanakkale Savaşları’na katılması için daha 1915 yılında Yunanistan'a İzmir vaat edilmişti. Bulgaristan’ın savaşa katılması üzerine, İngiltere ve Fransa Selanik'e asker çıkarınca Başbakan Venizelos itiraz etmedi. Fakat Kral kendisini görevden aldı. O da Selanik'e giderek ayaklanma çıkardı ve ayrı bir hükümet kurdu. 1917 Haziran’ın da İngiliz-Fransız askerleri Atina'ya girince Kral Konstantin oğlu Aleksandr adına tahttan çekildi. Venizelos yeni hükümeti kurdu ve 26 Ekim 1917'de Yunanistan savaşa katildi.

Savaşın Bitişi ve Yapılan Antlaşmalar

Rus İhtilali’nden sonra Bolşevikler Almanya ile barışa hazır olduklarını daha 21 Kasım 1917'de bildirmişlerdi. Diğer yandan, Çarlık Rusya’nın yaptığı tüm gizli anlaşmaları açıklayarak onun emperyalist isteklerini taşımadıklarını göstermek istediler. Rusya'da kurdukları yeni düzeni yerleştirmek için barışa gereksinim duyan Bolşevikler, özellikle Lenin'in baskısı ile 3 Mart 1918'de Almanya, Avusturya ve Devleti ile Brest-Litowsk Antlaşması’nı imzaladı. Avrupa'da Polonya, Kurtlan, Litvanya, Estonya üzerindeki tüm egemenlik haklarından vazgeçen Rusya, Almanya’nın bütün iktisadi isteklerini kabul ediyor ve 1878 yılında ele geçirdiği Kars, Ardahan ve Batum'u Osmanlı İmparatorluğu’na geri veriyordu. Bu barışla büyük bir bozguna uğradıklarını kabul eden Lenin "Uluslararası proletaryanın ayaklanmasını bekleyeceklerini" belirterek yandaşlarını umutlandırıyordu. Romanya 1916 Ağustosun da savaşa katıldıktan kısa bir süre sonra, birkaç ay içinde pes peşe yenilgilere uğramış ve memleketin büyük bir kısmı İttifak Devletleri’nin işgali altına girmişti. Ancak arkasını Rusya’ya vererek Sereth hattında bir savunma kurabilmişti. Lakin, Rusya da ihtilalin çıkması, Alman kuvvetlerinin Ukrayna’ya girmesi ve Bolşeviklerin Aralık 1917 de İttifak Devletleriyle mütareke yapmaları Romanya’yı çok güç duruma soktu. Müttefiklerle de bağlantısı kesildiğinden, onlardan herhangi bir yardim almasına da imkan kalmamıştı. Bu sebeplerle İttifak Devletleriyle 1918 Martında mütarekeyi kabul etti. 7 Mayıs 1918’de Bükreş’te barış anlaşması yapıldı. 1918 yılına gelindiğinde, bütün memleketlerde olduğu gibi Bulgaristan’da da savaşa karşı bıkkınlık başlamıştı. Bulgaristan savaşa katıldıktan sonra, Almanya’dan hem mali hem de askeri yardim alıyordu. Fakat Almanya 1918 Ocak ayında mali yardımı, ve Martta da cephane yardımını kesmek zorunda kaldı. Bu güçlüklerin üstüne 1917 Haziranın da Yunanistan’ın savaşa katılması, durumun kötülüğünü daha da arttırdı. 1918 yazı sonralarına doğru müttefiklerin bütün cephelerde taarruza geçmesi, Bulgaristan’la beraber İttifak Devletleri’nin de sonunu getirdi. İngiliz, Fransız ve Sırp kuvvetleri de 14 Eylül 1918 de Vardar Bölgesinde Bulgarlara karşı genel bir taarruza geçince, Bulgaristan çözülüverdi. 29 Eylül 1918 tarihli mütarekesiyle savaştan çekilmek zorunda kaldı. Osmanlı Devleti Brest- Litovsk antlaşması ile doğuda ki topraklarını istiladan kurtardığı gibi, Kafkasya’da Ermenilerin, Gürcülerin ve Azerbaycan Türkleri’nin Bolşevik Rejimi tanımayarak bağımsızlıklarını ilan etmeleri üzerine bu durumdan faydalanarak Bakû Petrollerini ele geçirmek üzere hareket etti. Ayni amaçla İngiltere de Kafkasya ya asker göndermişti. Osmanlı Devleti Kafkas cephesinde ilerlerken, Filistin ve Irak Cephelerinde durumu kötüleşmekteydi. Filistin Cephesinde İngilizler 1918 Nişanın da Amman’ı ele geçirmek için harekete geçtilerse de bir şey yapamadılar. Bunun üzerine iyice hazırlandıktan sonra Eylül de tekrar taarruza başladılar. İngilizlerin 40 bin kişilik Türk kuvvetine karşı, 200 kistlik bir kuvvetle yaptıkları taarruzlar sonunda Eylül ve Ekim aylarında Amman, Beyrut ve Sam düştü. Yıldırım Orduları Komutanlığına getirilmiş bulunan M. Kemal Pasa, Anadolu’yu savunmak için kuvvetlerini Toroslara çekmeye başladı. Filistin Cephesindeki başarılar üzerine Irak Cephesinde bulunan 447 bin kişilik İngiliz kuvvetleri de Musul’u almak üzere harekete geçti ve İngilizler Mondros Mütarekesi'nden 6 gün sonra 5 Kasım 1918 de Musul a girdiler.Osmanlı Devleti’nin Mütarekeyi kabul etmesinde Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi büyük rol oynadı. Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi ve Filistin ve Irak cephelerindeki yenilgiler üzerine, 1918 Şubatın da sadarete gelmiş bulunan Talat Pasa Kabinesi Ekim ayında istifa etti. İttihat ve Terakkinin on yıllık iktidarı böylece sona erdi. Yeni kabineyi İzzet Paşa kurdu. Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi üzerine İngiliz ve Fransızlar Trakya’da 7 tümenlik bir kuvvet kurup, İstanbul ve boğazlar üzerine harekete hazırlanıyorlardı. Bu sebeple İzzet Pasa hemen mütareke aradı. Ve mütareke 30 Ekim 1918 de Limni Adası'nın Mondros Limanı'da imzalandı. Avusturya daha 1919-1917 yıllarında barış aramaya başlamıştı. Almanya’nın yardımı ve barış teşebbüsünün basarisiz olması yüzünden savaşa devam etmek zorunda kalmıştı. Fakat, 1918 yılında Avusturya’nın durumu daha da kötüleşmişti. İçerideki ekonomik sıkıntıların üstüne, 1918 yazında Çeklerin, Sırp-Hırvat-Slovenlerin bağımsızlık hareketleri başladı. İmparator Karl 18 Ekim de milli azınlıkların muhtariyetini kabul ile federal bir sistem kuracağını ilan ettiyse de durumu kurtaramadı. 19 Ekim’ de Paris’teki geçici Çek Hükümeti Çekoslovakya’nın bağımsızlığını ilan etti. Arkasından 24 Ekim’de Macarlarda ayrı bir devlet kurduklarını ilan ettiler. İmparatorluk dağılıyordu. Bu şartlar altında İtalyanların Ekim sonun da taarruza geçmeleri üzerine Avusturya cephesi yarıldı. Asker silahını bırakıp kaçıyordu. Mütarekeden başka çare göremeyen İmparator Karl, 3 Kasım 1918’ de İtalyanlarla Padua civarında Villa Gusti’ de mütareke imzaladılar. Mütareke İmparatorluğun parçalanmasını hızlandırdı. 29 Ekim’de Prag’da Çekoslovakya Devletinin, yine 29 Ekim Zagreb’de Sırp-Hırvat-Sloven (Yugoslavya) Devletinin kurulduğu ilan edildi. Bunun üzerine Avusturya Almanları da 30 Ekim’de Avusturya Cumhuriyetini kurdular. Kasım ayı ortalarında da Macarlar Cumhuriyet ilan edince İmparator Karl, tahtsız kaldığından, 18 Kasım’da devlet islerinden çekildiğini bildirdi. Almanya’nın bati cephesindeki durumu Eylül ayına kadar iyi gitti. 1918 Martından itibaren Alman kuvvetleri bu cephede taarruza geçti ve bu taarruzlar Temmuz ortalarına kadar devam ederek bazı başarılar elde ettiler. Fakat bu başarılar sonucu etkileyecek nitelikte değildi. Buna karşılık Eylül ayından itibaren Müttefiklerin ağır taarruzları karşısında Almanya 3 Ekim’den itibaren, yani Osmanlı devletinden çok önce, İsviçre vasıtasıyla müttefikler nezdinde barış teşebbüslerinde bulundu. Bu teşebbüsler hemen sonuç vermedi ve bu arada Almanya’nın iç durumu karıştı. Sosyalistler memleketin bir çok yerinde ayaklanmalar çıkardılar.3 Kasım’da Kiel’de donanma askerleri sosyalistlerin kışkırtması ile ayaklanarak “Bahriyeliler Konseyi”’ni kurdular. 7-8 Kasım gecesi de Münih’de “İşçi ve Askerler Konseyi” kuruldu. 9 Kasım sabahı Berlin’de bir sosyalist ayaklanması çıktı. Yine 9 Kasım günü, Başbakan Max de Bade, İmparatora danışmadan, II. Wilhelm’in tahttan çekildiğini ilan etti ve başbakanlığı sosyalistlerden Ebert’e bıraktı. Ayni gün akşamı Ebert, Reichstag’da Alman Cumhuriyetini ilan etti. Böylelikle II. Richard’in da tarihi bu şekilde kapanıyordu. 11 Kasım 1918’de Almanya Rethondes’da mütarekeyi kabul ve imza etti. Böylelikle Birinci Dünya Savaşı sona erdi. Kategori:I. Dünya Savaşı Kaynak: http://www.turkcebilgi.com 'dan faydalanılmıştır.

Kronoloji

1914
- 28 Temmuz: Avusturya-Macaristan'ın Sırbistan'a savaş ilanı.
- 1 Ağustos: Almanya'nın Rusya'ya savaş ilanı.
- 2 Ağustos: Lüksemburg'un Almanya tarafından istilası
- 3 Ağustos: Almanya'nın Fransa'ya savaş ilanı
- 4 Ağustos: Tarafsız Belçika'nın Almanya tarafından istilası; Karşılığında Birleşik Krallık'ın Almanya'ya savaş ilanı.
- 10 Ağustos: Avusturya-Macaristan'ın Rusya'ya savaş ilanı.
- 12 Ağustos: Birleşik Krallık ve Fransa'nın Avusturya-Macaristan'a savaş ilanı
- 23 Ağustos: Japonya'nın Almanya'ya savaş ilanı
- Eylül: Fransa, Britanya ve Rusya'nın Birlik Antlaşması
- 9 Ekim: Belgium falls to German troops at the Siege of Antwerp
- 29 Ekim: Osmanlı İmparatorluğu'nun Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın yanında savaşa katılışı.
- 2 Kasım: Rusya'nın Osmanlı'ya savaş ilanı.
- 5 Kasım: Fransa ve Birleşik Krallık'ın Osmanlı'ya savaş ilanı.

Kayıplar

:
- Kanada, Avustralya ve Hindistan kayıpları dahil.

  - Newfoundland şimdi Kanada'nın parçası. ImageSize = width:1600px height:820px PlotArea = width:1470px height:660px left:90px bottom:40px AlignBars = late DateFormat = dd/mm/yyyy Period = from:01/01/1912 till:01/01/1920 TimeAxis = orientation:horizontal format:yyyy BarData = bar:Osmanli text:Osmanli Imp bar:OsSav text:Osman Sav bar:Ermeni text:Ermenistan bar:Yunan text:Yunanistan bar:Bul text:Bulgaristan bar:Rusya text:Rusya bar:Ingil text:Ingiltere bar:Fransız text:Fransa bar:USA text:Amerika Colors = id:grid1 value:rgb(0.4,0.6,0.4) # major grid id:grid2 value:rgb(0.80,0.80,1) # minor grid id:canvas value:rgb(1,0.8,0.9) # background for whole image id:barcol value:rgb(1,0.7,0.7) # background for bars id:gray value:gray(0.6) # for colophon id:O1 value:brightblue legend:Olgu_I id:O2 value:oceanblue legend:Olgu_II id:O3 value:skyblue legend:Olgu_III id:aya value:lavender legend:Ayaklanma id:sav value:red legend:Savas id:pol value:redorange legend:Politik id:eco value:magenta legend:Ekonomik id:ant value:green legend:Antlasmalar Legend = columns:2 left:120 top:800 columnwidth:160 ScaleMajor = gridcolor:grid1 unit:year increment:1 start:01/01/1912 ScaleMinor = gridcolor:grid2 unit:month increment:4 start:01/01/1912 BackgroundColors = canvas:canvas bars:barcol Define $center = align:center shift:( 0, -14) Define $centea = align:center shift:( 0, -22) Define $centeb = align:center shift:( 0, -30) Define $centec = align:center shift:( 0, -38) Define $cented = align:center shift:( 0, -44) Define $right = align:left shift:( 0, 5) Define $righta = align:left shift:( 0, 14) Define $rightb = align:left shift:( 0, 23) Define $rightc = align:left shift:( 0, 32) Define $rightd = align:left shift:( 0, 41) Define $righte = align:left shift:( 0, 50) Define $rightf = align:left shift:( 0, 59) Define $rightg = align:left shift:( 0, 68) Define $righth = align:left shift:( 0, 77) Define $left = align:left shift:( 0, -20) Define $lefta = align:left shift:( 0, -28) Define $leftb = align:left shift:( 0, -36) Define $leftc = align:left shift:( 0, -44) Define $broad = width:0.09in Define $narrow = width:0.03in PlotData = fontsize:XS width:0.16in align:center bar:Osmanli $narrow $center from:start till:01/01/1918 color:O2 text:Mehmet V $narrow $center from:01/01/1918 till:end color:O3 text:Mehmet VI #Osmanli Imparatorluğu Dönemi Antlaşmaları $left at:30/07/1913 mark:(line,ant) text:Istanbul Ant. $right at:01/05/1914 mark:(line,pol) text:C.U.P. Secim III. $left at:02/08/1914 mark:(line,ant) text:Almanya-Osmanlı Ant. $right at:14/05/1915 mark:(line,Blue) text:Tehcir Kanunu $left at:29/08/1918 mark:(line,ant) text:Selanik Ateşkes Ant. $right at:08/10/1918 mark:(line,black) text:Talat Pasa hükümeti istifa $righta at:11/10/1918 mark:(line,black) text:Tevfik Paşa hukumeti kuramadi $rightb at:14/10/1918 mark:(line,black) text:Ahmet İzzet Paşa hukumeti $lefta at:30/10/1918 mark:(line,ant) text:Mondros Mütarekesi $right at:29/11/1918 mark:(line,black) text:Milli Kongre, İstanbul'da toplandı. $right at:26/05/1919 mark:(line,black) text:Ingiliz Mandasi bar:OsSav $right at:01/11/1914 mark:(line,sav) text:Osmanli-Rus $right at:22/12/1914 mark:(line,sav) text:Sarikamis $right from:07/04/1916 till:25/04/1916 color:sav text:Rusların saldırısını püskürttü. $right from:07/08/1916 till:08/08/1916 color:sav text:Bitlis ve Muş $right at:13/11/1918 mark:(line,black) text:İstanbulun işgali $right at:15/05/1919 mark:(line,black) text:İzmirin işgali bar:Ermeni $left at:08/02/1914 mark:(line,ant) text:Rus-Muamele Antlasmasi $right at:07/04/1915 mark:(line,sav) text:The Armenians sieged van $righta at:29/12/1917 mark:(line,sav) text:General Odiselidze and General Gerasimov pulled back Erzurum, $rightb at:29/12/1917 mark:(line,sav) text:Colonel Torkom took control of the Erzurum $rightc at:13/02/1918 mark:(line,sav) text:The Ottomans rescued the city of Erzincan from Colonel Morrel $rightd at:01/02/1918 mark:(line,black) text:Arþak $narrow $center from:28/04/1918 till:end color:O1 text:Doğu Ermenistan $lefta at:04/06/1918 mark:(line,ant) text:Batum Anlaşması bar:Yunan $narrow $center from:start till:end color:O2 text:Venizelos $lefta at:14/11/1913 mark:(line,ant) text:Atina Antlasmasi bar:Rusya $righta at:16/02/1916 mark:(line,ant) text:Erzurum işgali $rightb at:17/02/1916 mark:(line,sav) text:Doğu cephesinde Ruslar, Muş'u işgal etti. $rightc at:18/02/1916 mark:(line,sav) text:Doğu cephesinde Erzurum Ruslar tarafından işgal edildi. $rightd at:03/03/1916 mark:(line,sav) text:Bitlis, Muş, Van ve Hakkari Ruslar tarafından işgal edildi. $righte at:11/07/1917 mark:(line,pol) text:Bolshevik Devrimi $right at:09/10/1917 mark:(line,pol) text:Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği $left at:24/10/1919 mark:(line,ant) text:Italya ve Russya Paylasma Antlasmasi $left at:03/03/1918 mark:(line,ant) text:Brest-Litovsk bar:Bul $right at:13/03/1912 mark:(line,ant) text:Alliance with Serbia. $right at:29/03/1912 mark:(line,ant) text:Alliance with Greece. $right at:30/05/1912 mark:(line,ant) text:Treaty of London $right at:10/08/1913 mark:(line,green) text:The Treaty of Bucharest $right at:14/10/1915 mark:(line,black) text:First World War $right at:17/11/1919 mark:(line,ant) text:Neuilly-sur-Seine $narrow $center from:start till:04/10/1918 color:O2 text:Prince Ferdinand I $narrow $center from:01/01/1919 till:end color:O3 text:Aleksandur Stamboliiski bar:USA $rightb at:08/01/1918 mark:(line,black) text:Wilson İlkeleri $rightc at:02/02/1918 mark:(line,black) text:I. Dünya Savaşı’na girdi. $rightd at:06/04/1917 mark:(line,black) text:Almanya’ya savaş ilan etti. bar:Ingil $right at:11/03/1917 mark:(line,black) text:Bağdat'ı işgal etti. $right at:06/11/1918 mark:(line,black) text:Kilis'i işgal etti. bar:Fransız $right at:14/10/1918 mark:(line,black) text:İskenderun'u bombalandı $right at:11/12/1918 mark:(line,black) text:(Fransız - Ermeni) Dörtyol $right at:17/12/1918 mark:(line,black) text:Tarsus, Ceyhan ve Adana $right at:19/12/1918 mark:(line,black) text:Bahçe, İslahiye, Hassa, Mamure ve Osmaniye LineData= at:01/07/1914 color:dullyellow at:01/07/1918 color:dullyellow at:17/10/1912 color:yellow2 at:30/05/1912 color:yellow2 at:29/06/1913 color:lightorange at:10/08/1913 color:lightorange ömer ja:第一次世界大戦 ko:제1차 세계 대전 ms:Perang Dunia I simple:World War I th:สงครามโลกครั้งที่หนึ่ง

1919

Olaylar

Dünya'da olup bitenler

Türkiye'de olup bitenler


- 16 Mayıs - Yunan ordusu İzmir'i işgale başladı.
- 19 Mayıs - Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak üzere Samsun'a ayak bastı.
- 21-22 Haziran Amasya Tamimi(Genelgesi) Yayımlandı:"Vatanın bütünlüğü, Milletin İstiklâli tehlikededir-Milletin İstiklâlini yine Milletin Azim ve Kararı Kurtaracaktır!"
- 23 Temmuz - Erzurum Kongresi başladı.
- 4 Eylül - Sivas Kongresi başladı.
- 2 Ekim - Damat Ferit hükümeti iktidardan düştü.

Doğumlar

Ölümler

ja:1919年 ko:1919년 simple:1919 th:พ.ศ. 2462 Category:1919

Samsun

::Samsun şehri icin, bakınız: Samsun (merkez)
Samsun İli
300px
Samsun İlinin konumu
Plaka no 55
Merkez İlçe Samsun
Yüzölçümü
 - Toplam
 - göller ve nehirler

9 474 km²
% ??
Nüfus
 - Toplam (2000)
 - Yoğunluk

1 209 137
127,63/km²
Samsun, Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yeralan bir ilidir. İlin kuzeyinde Karadeniz, kuzeybatısında Sinop, güneyinde (batıdan doğuya) Çorum, Amasya ve Tokat, doğusunda ise Ordu illeri yer alır.

İlçeler

Samsun İlinin merkezilçe dışındaki ilçeleri şunlardır: Alaçam, Asarcık, Ayvacık, Bafra, Çarşamba, Havza, Kavak, Lâdik, 19 Mayıs, Salıpazarı, Tekkeköy, Terme, Vezirköprü, Yakakent.

Dış bağlantılar


- [http://www.samsun.gov.tr Samsun Valiliği]
- [http://samsun.yerelnet.org.tr YerelNET Samsun sayfası] Kategori:Türkiye'nin illeri

Erzurum

Tarihin ilk dönemlerinden beri bir yerleşim yeri olan Erzurum, günümüzde de Doğu Anadolu Bölgesinin en büyük kentlerinden birisidir. Bu bölge tarih boyunca; Urartular, Kimerler, İskitler, Medler, Persler, Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar ve Safaviler, gibi çok çeşitli kavimler ve milletler tarafından zapt ve idare edilmiştir.1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar Türkiye Cumhuriyetinin Kurulduğu 1923 yılına kadar burada hüküm sürmüşlerdir. Erzurum ve çevresine hakim olan büyük şahsiyetler arasında Büyük İskender ve Timur'u sayabiliriz. Bölgenin savunmasında şehrin fonksiyonu coğrafi yapısı ile yakından ilgilidir. Zira şehir Doğudan gelebilecek saldırılara karşı kolayca savunulabilecek bir yerde kurulmuştur. 20. Yüzyılın başlarında batı güçlerine karşı girişilen direniş hareketi Atatürk'ün liderliğinde Erzurum'da başlamıştır. Atatürk milli birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı kongreyi 23 Temmuz'da burada toplamıştır. Şehirde yukarıda bahsedilen kavim ve milletlere ait bir çok tarihi eser[http://www.atauni.edu.tr/tarihieser.htm] bulunmaktadır.Bunların bir çoğu bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Şehre doğal güzellik katan bu eserlerin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikler de mevcuttur.

Coğrafi Özellikleri

Anadolu'da deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikteki tek büyük yerleşim yeri olan Erzurum yüksek bir yaylanın güney batı bölümünde yer alır. Yerleşme alanı yer yer 2000 metreye kadar yükselen bir ova üzerinde bulunur. Bölge kuzeyde Dumlu, güneyde Palandöken dağları ile çevrilmiştir. Buradan geçen İpek Yolu ve verimli ovaları bölgenin tarih boyunca yerleşme alanı olarak seçilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu arada yer yer şiddetli depremlere maruz kalan şehir ve çevresi önemli ölçüde zarar görmüştür. Türkiye'nin en şiddetli iklimi bu bölgede hüküm sürer Baharları yağışlı , yazları sıcak ve kurak geçer , kışları soğuk ve karlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 6 derece, en soğuk ay ortalaması -8,3 derece'dir. En sıcak ay ortalaması 20.2 derece'dir. Yılın yaklaşık 220 günü boyunca ortalama sıcaklık 8 derce'nin altında seyreder. Yıllık yağış ortalaması 460.5 m2 olarak kaydedilmiş olup yağışlar düzensizdir. Nisbi nem %60.3 dür. İlin toplam nüfusu 1990 sayımına göre 848.201 dir. Şehir ve banliyölerinde oturan nüfus 362 bin civarındadır. Arazinin %20 si tarıma elverişlidir. Halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır. Erzurum'un jeolojik yapısından dolayı bölgede bir çok kaplıca mevcuttur. Bu kaplıcalardan en önemlileri Ilıca (15 km) Hasankale (38 km) ve Soğukçermik (60 km) kaplıcalarıdır. Bu kaplıcalar romatizma, siyatik ve çeşitli kadın hastalıkları tedavisi için tavsiye edilmektedir. Bu kaplıca merkezlerinde konaklamak için otellerde mevcuttur...

Kültür

Erzurumun mutfağı[http://www.atauni.edu.tr/mutfak.htm] Anadolu'nun her yöresinin kendine ait yöresel bir mutfağı vardır. Erzurum'da zengin bir mutfak kültürüne sahiptir.Bunlardan lor dolması, kadayıf dolması, özel yapılmış su böreği, ayran aşı ve cağ kebabı bu mutfağın baş yemekleridir. Erzurum'a yolu düşenlere bu yemekleri, özellikle Tortum Cağ kebabını tatmalarını tavsiye edelir. Erzurum'da oynanan halk danslarına Bar denir. Bar' ın tarihçesi çok eskilere Orta Asya' da Altay kavimlerine kadar uzanır. Erzurum halk oyunlar erkek ve kadınlarca ayrı ayrı oynanır. Atatürk Üniversitesi halk oyunları ile Erzurum halk oyunlar ve türküleri derneği bar ekibi çeşitli uluslararası halk dansları festivallerinde birincili ödülleri almışlardır. Bar oyunu mertlik ve yiğitlik sembolüdür. Erzurum ayrıca zengin bir halk türküleri kaynağına sahiptir. Erzurum El Sanatları[http://www.atauni.edu.tr/olttasi.htm] Erzurum kuyumculuğu ve Oltu Taşı işlemeciliği ile ünlüdür. Yarı değerli taş olan [[Oltu Taşı]] (kehribar) Erzurum'a özgüdür Altın ve gümüş ile birlikte Oltu Taşından kadınlar için bilezik, gerdanlık, broş, küpe, saç tokası ve tarağı yapılırken, erkekler için tespih, ağızlık, yüzük, vb. eşyalar imal edilmektedir. Bu ürünlerin satıldığı yer Rüstem Paşa Bedesteni'dir. Taşhan olarak ta adlandırılan bu eser Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafında yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır.

Erzurum

Tarihin ilk dönemlerinden beri bir yerleşim yeri olan Erzurum, günümüzde de Doğu Anadolu Bölgesinin en büyük kentlerinden birisidir. Bu bölge tarih boyunca; Urartular, Kimerler, İskitler, Medler, Persler, Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar ve Safaviler, gibi çok çeşitli kavimler ve milletler tarafından zapt ve idare edilmiştir.1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar Türkiye Cumhuriyetinin Kurulduğu 1923 yılına kadar burada hüküm sürmüşlerdir. Erzurum ve çevresine hakim olan büyük şahsiyetler arasında Büyük İskender ve Timur'u sayabiliriz. Bölgenin savunmasında şehrin fonksiyonu coğrafi yapısı ile yakından ilgilidir. Zira şehir Doğudan gelebilecek saldırılara karşı kolayca savunulabilecek bir yerde kurulmuştur. 20. Yüzyılın başlarında batı güçlerine karşı girişilen direniş hareketi Atatürk'ün liderliğinde Erzurum'da başlamıştır. Atatürk milli birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı kongreyi 23 Temmuz'da burada toplamıştır. Şehirde yukarıda bahsedilen kavim ve milletlere ait bir çok tarihi eser[http://www.atauni.edu.tr/tarihieser.htm] bulunmaktadır.Bunların bir çoğu bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Şehre doğal güzellik katan bu eserlerin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikler de mevcuttur.

Coğrafi Özellikleri

Anadolu'da deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikteki tek büyük yerleşim yeri olan Erzurum yüksek bir yaylanın güney batı bölümünde yer alır. Yerleşme alanı yer yer 2000 metreye kadar yükselen bir ova üzerinde bulunur. Bölge kuzeyde Dumlu, güneyde Palandöken dağları ile çevrilmiştir. Buradan geçen İpek Yolu ve verimli ovaları bölgenin tarih boyunca yerleşme alanı olarak seçilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu arada yer yer şiddetli depremlere maruz kalan şehir ve çevresi önemli ölçüde zarar görmüştür. Türkiye'nin en şiddetli iklimi bu bölgede hüküm sürer Baharları yağışlı , yazları sıcak ve kurak geçer , kışları soğuk ve karlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 6 derece, en soğuk ay ortalaması -8,3 derece'dir. En sıcak ay ortalaması 20.2 derece'dir. Yılın yaklaşık 220 günü boyunca ortalama sıcaklık 8 derce'nin altında seyreder. Yıllık yağış ortalaması 460.5 m2 olarak kaydedilmiş olup yağışlar düzensizdir. Nisbi nem %60.3 dür. İlin toplam nüfusu 1990 sayımına göre 848.201 dir. Şehir ve banliyölerinde oturan nüfus 362 bin civarındadır. Arazinin %20 si tarıma elverişlidir. Halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır. Erzurum'un jeolojik yapısından dolayı bölgede bir çok kaplıca mevcuttur. Bu kaplıcalardan en önemlileri Ilıca (15 km) Hasankale (38 km) ve Soğukçermik (60 km) kaplıcalarıdır. Bu kaplıcalar romatizma, siyatik ve çeşitli kadın hastalıkları tedavisi için tavsiye edilmektedir. Bu kaplıca merkezlerinde konaklamak için otellerde mevcuttur...

Kültür

Erzurumun mutfağı[http://www.atauni.edu.tr/mutfak.htm] Anadolu'nun her yöresinin kendine ait yöresel bir mutfağı vardır. Erzurum'da zengin bir mutfak kültürüne sahiptir.Bunlardan lor dolması, kadayıf dolması, özel yapılmış su böreği, ayran aşı ve cağ kebabı bu mutfağın baş yemekleridir. Erzurum'a yolu düşenlere bu yemekleri, özellikle Tortum Cağ kebabını tatmalarını tavsiye edelir. Erzurum'da oynanan halk danslarına Bar denir. Bar' ın tarihçesi çok eskilere Orta Asya' da Altay kavimlerine kadar uzanır. Erzurum halk oyunlar erkek ve kadınlarca ayrı ayrı oynanır. Atatürk Üniversitesi halk oyunları ile Erzurum halk oyunlar ve türküleri derneği bar ekibi çeşitli uluslararası halk dansları festivallerinde birincili ödülleri almışlardır. Bar oyunu mertlik ve yiğitlik sembolüdür. Erzurum ayrıca zengin bir halk türküleri kaynağına sahiptir. Erzurum El Sanatları[http://www.atauni.edu.tr/olttasi.htm] Erzurum kuyumculuğu ve Oltu Taşı işlemeciliği ile ünlüdür. Yarı değerli taş olan [[Oltu Taşı]] (kehribar) Erzurum'a özgüdür Altın ve gümüş ile birlikte Oltu Taşından kadınlar için bilezik, gerdanlık, broş, küpe, saç tokası ve tarağı yapılırken, erkekler için tespih, ağızlık, yüzük, vb. eşyalar imal edilmektedir. Bu ürünlerin satıldığı yer Rüstem Paşa Bedesteni'dir. Taşhan olarak ta adlandırılan bu eser Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafında yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır.

Sivas

300px 300px Sivas Mezopotamya ve Karadeniz arasında kervanların geçtiği bölgede olduğu için, Selçuklular döneminde tüccarların ziyaret ettiği bir merkez haline gelmiştir. 13.yüzyıla ait Gök Medrese, çifte minareli medrese ve mavi medreseleri çini sanatı açısından mutlaka görülmeye değer yerlerdir. Büyük Camii ise 1100 yılında inşaa edilmiştir. Ayrıca Sivas Türkiye'nin yüzölçümü açısından en büyük ikinci ilidir, başka bir özelliği ise Türkiye'nin köy adedi en çok olan ili olmasıdır. Sivas coğrafi açıdan kıraç, yeşili maalesef az, sert iklimli bir yerdir. Sivas'ın başlıca geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Ikliminin elverdiği ölçüde yetiştirilebilen ancak tahıl ürünleri, şeker pancarı, patates gibi ürünlerdir. Türk İstiklâl Savaşının temellerinin atıldığı, Selçuklu devrinin dev eserleriyle süslü, yüzölçümü bakımından Konya’dan sonra ikinci sırada yer alan bir ilimiz. Sivas ili topraklarının büyük kısmı İç Anadolu’nun yukarı Kızılırmak bölümünde diğer kısımları ise Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde olup, 35° 50’ ve 38° 14’ doğu boylamları ile 38° 32’ ve 40° 16’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Kuzeyden Giresun, Ordu ve Tokat; doğudan Erzincan; güneyden Malatya, Kahramanmaraş, Kayseri; batıdan Yozgat illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 58’dir.

İlçeleri

Yıldızeli, Şarkışla, Divriği, Suşehri, Kangal, Hafik, Koyulhisar, Akıncılar, Gölova, İmranlı, Zara, Altınyayla, Doğanşar, Gemerek, Gürün, Ulaş

İsminin Kökeni

Şehrin ismi kentin antik dönemdeki adı olan Sebastia sözcüğünün evrimleşerek türkçeleşmesiyle bugünkü halini almıştır. Sebastia ismi de yunancada 'saygıdeger, yüce' anlamına gelir ki, Latince Augustus'un yunanca karşılığıdır. Bu da pontuslar tarafından kurulan kentin Roma İmparatoru Augustus onuruna onun ismiyle adlandırıldığına delalet eder. Halk arasindaki rivâyetlere göre ise Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınar Tanrıya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara “Sipas Suyu” denirmiş. Zamanla mukaddes sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve “Sipas” ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden“Sibasipler”den gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır. Sivas ismi ile ilgili bir başka rivâyete göre ise, kentin adı Farsçada “üç değirmen” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmektedir; Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir.

Tarihçe

Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal İlçesi Çukurtarla ve Kavak Nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö.5000-3500) ile Tunç devri (M.Ö.3000-1500) buluntuları elde edilmiştir. Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö.2000 yılı başlarında Hititlerle başlamakta olup, merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe köylerinde bulunan höyük ve Gürün Şuğul Vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen Friglerin Hititleri ortadan kaldırmaları sonucu Sivas'ta Frig yerleşimi Hitit yerleşim alanlarının üst katlarında görülmektedir. Lidyalılar zamanındaki meşhur Kral Yolu da Sivas'tan geçmektedir. Anadolu'daki Pers egemenliğinden sonra kurulan şehir devletlerinin zamanla Roma İmparatorluğuna bağlandığı, önemli yol kavşağı üzerinde bulunan şimdiki şehir merkezinin iskan edildiği ve Sebasteia adını aldığı bilinmektedir. Bu ad, rivayete göre Pontus Kralı Polemonos'un karısı Pitodoris'ce verilmiş ve Roma İmparatoru Augustus'a ithaf edilmiştir. Roma İmparatorluğu hakimiyetine giren şehir, 395'te Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğuna ayrılan topraklar içerisinde kaldı.1059'da Anadolu'ya giren Türkmen güçleri ve 1064'te Alparslan'ın önünden kaçan Selçuklu şehzadesi Elbasan Sivas yöresinde kısa süre hakimiyet sağlamışsa da, bölgenin Türk egemenliğine girmesi 1071 Malazgirt Zaferinden sonra gerçekleşti. Kısa bir süre Selçuklu hakimiyetinde kalan Sivas'ta 1075'te Danişmend Beyliği kuruldu. Danişmend Beyliğinin taht kavgaları ile zayıf düşmesinden sonra Anadolu Selçuklularını yeniden birleştiren I.Mesud, 1152'de Sivas'ı ele geçirdi. Bizanslıların da karıştığı taht ve egemenlik kavgaları sırasında Anadolu Selçukluları ile Danişmendliler arasında sürekli el değiştiren Sivas, 1175'te II.Kılıçarslan tarafından kesin olarak Selçuklulara bağlandı. Daha sonra İzzeddin Keykavus Sivas'ı başkent yapmış, uzun müddet Sivas'ta kalarak günden güne genişleyen Sivas Şehri mamur edilmiş ve 1217 yılında Şifaiye Medresesini yaptırmıştır. İlim adamlarını Sivas'ta toplayarak şehri büyük bir ilim merkezi haline getirmiştir. İzzeddin Keykavus'un türbesi, yaptırdığı medrese içinde bulunmaktadır. 1220 Yılında İzzeddin Keykavus ölünce yerine I. Alaeddin Keykubat hükümdar oldu. Bu dönem Anadolu Selçuklularının en parlak dönemi oldu. Moğol istilasını dikkatle izleyen ve önlemler almaya çalışan sultan 1224'de Sivas'ı surlarla çevirerek korunaklı duruma getirdi. Yerine geçen II.Gıyasettin Keyhüsrev'in kötü yönetimi sırasında sıkıntı çeken halk, 1240 yıllarında ayaklanarak Sivas'ı yağmaladı. Selçuklu askerlerinin sivilleri sindirmek için seferber olduğunu gören Moğollar Anadolu'yu ele geçirmek üzere harekete geçtiler. Gıyasettin Keyhüsrev'i 1243'te Kösedağı Savaşında yenilgiye uğratan Moğol güçleri, Sivas'ı işgal ettiler. Moğollara bağımlı duruma gelen Selçukluları, bir süre de Moğollar tarafından kurulan İlhanlı devleti ile idare etti. Sivas ili bu dönemlerde büyük bir gelişme göstererek önemli bir ticaret ve bilim kenti olmuştur. Anadolu'da yarım asır kadar devam eden İlhanlılar devrinde Vali Demirtaş Sivas'a yerleşmiş ve istiklalini ilan ederek Sivas'ta uzun yıllar saltanatını sürdürmüştür. Demirtaş'tan sonraki Sivas Valisi sırayla, Alaeddin Eratna oğlu Gıyasettin Mehmet, Alaeddin Ali ve oğlu Mehmet Bey'dir. Ali Bey'in ölümünden sonra yerine geçen yedi yaşındaki Mehmet Bey'i Kadı Burhaneddin saltanatından uzaklaştırarak Sivas'ta kendi adıyla anılan devletini kurmuştur. Sivas'ı onarmak için de birçok çabalar göstererek surların etrafında hendekler kazdırılmış, kaleleri tamir ettirilmiştir. Akkoyunlu aşireti reisi Kara Osman'la yaptığı muharebe sonunda katledilmiş yerine oğlu Alaeddin geçmiştir. Bu sırada Timurlenk Anadolu'ya akınları başlamıştır. Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt Amasya'yı almış Sivas'a yaklaşmıştır. Güneyde Karamanlıların baskısına dayanamayan Alaeddin, şehri Osmanlılara teslim etmiştir. Bir davetle Sivas'ı teslim alan Yıldırım Beyazıt, şehri vali olarak tayin ettiği en büyük Şehzadesi Emir Süleyman'a vermiştir. Sivas Osmanlıların eline geçtikten bir yıl sonra 1400 yılında Timur'un istilasına uğramış, bir süre sonra tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Sivas Osmanlı İmparatorluğu döneminde eyalet merkezi haline getirilerek Amasya, Çorum, Tokat kısmi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas'a bağlı birer sancak olmuştur. Evliya çelebi Seyahatnamesi'nde belirtildiği gibi Sivas zamanının en önemli eyaletlerinden biridir (40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çeşmesi olduğundan bahsedilir). Sivas'a birçok vali atanmış, bunlar içinde belki de ismi hiç unutulmayacak olan Halil Rıfat Paşa'nın yaptırdığı yollar, köprüler, hanlar ve konaklar halen halkımızın hizmetindedir.

Dış Bağlantılar


- [http://www.sivas.gov.tr/ Sivas Valiliği]
- [http://www.sivas.bel.tr/ Sivas Belediyesi]
- [http://www.cumhuriyet.edu.tr/ Cumhuriyet Üniversitesi, Sivas]
- [http://www.turkcebilgi.com/?bilgi=Sivas Türkçebilgi: Sivas] Kategori:Sivas Kategori:Türkiye'nin illeri Kategori:İç Anadolu Bölgesi

1920

Olaylar

Dünya'da olup bitenler

Türkiye'de olup bitenler


- 10 Eylül - Tükiye Komunist Partisi Azarbaycan'ın başkenti Bakü'de 1. Kuruluş Kongresini topladı.
- 2 Aralık - Türkiye ile Ermenistan arasında Gümrü Anlaşması imzalandı.

Doğumlar


- 2 Ocak - Isaac Asimov
- 18 Mayıs - Papa II. John Paul (ö. 2005)

Ölümler

ja:1920年 ko:1920년 simple:1920 Category:1920

1924

Olaylar

Dünyada olup bitenler

Türkiye'de olup bitenler


- 20 Nisan - 1924 Anayasası'nın yürürlüğe girmesi.
- 2 Ocak - Hafta Tatili Hakkında Kanun TBMM'inde kabul edildi
- 7 Şubat - Miili Mücadele'de şehit olan gönüllü ve subayların ailelerine maaş bağlanmasına ilişkin kanun TBMM'de kabul edildi.
- 3 Mart - Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilerek, eğitimde birlik sağlandı.
- 3 Mart - Halifelik ve Şeriye ve Evkaf Vekaleti kaldırıldı.
- 20 Nisan - Yeni Anayasa (Teşkilât-ı Esasiye Kanunu) kabul edildi.
- 23 Nisan - Anadolu - Bağdat Demiryolu'nun devletçe satın alınmasını öngören kanun kabul edildi.

Doğumlar

Ölümler

ja:1924年 ko:1924년 simple:1924 Category:1924

Erzurum

Tarihin ilk dönemlerinden beri bir yerleşim yeri olan Erzurum, günümüzde de Doğu Anadolu Bölgesinin en büyük kentlerinden birisidir. Bu bölge tarih boyunca; Urartular, Kimerler, İskitler, Medler, Persler, Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar ve Safaviler, gibi çok çeşitli kavimler ve milletler tarafından zapt ve idare edilmiştir.1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar Türkiye Cumhuriyetinin Kurulduğu 1923 yılına kadar burada hüküm sürmüşlerdir. Erzurum ve çevresine hakim olan büyük şahsiyetler arasında Büyük İskender ve Timur'u sayabiliriz. Bölgenin savunmasında şehrin fonksiyonu coğrafi yapısı ile yakından ilgilidir. Zira şehir Doğudan gelebilecek saldırılara karşı kolayca savunulabilecek bir yerde kurulmuştur. 20. Yüzyılın başlarında batı güçlerine karşı girişilen direniş hareketi Atatürk'ün liderliğinde Erzurum'da başlamıştır. Atatürk milli birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı kongreyi 23 Temmuz'da burada toplamıştır. Şehirde yukarıda bahsedilen kavim ve milletlere ait bir çok tarihi eser[http://www.atauni.edu.tr/tarihieser.htm] bulunmaktadır.Bunların bir çoğu bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Şehre doğal güzellik katan bu eserlerin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikler de mevcuttur.

Coğrafi Özellikleri

Anadolu'da deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikteki tek büyük yerleşim yeri olan Erzurum yüksek bir yaylanın güney batı bölümünde yer alır. Yerleşme alanı yer yer 2000 metreye kadar yükselen bir ova üzerinde bulunur. Bölge kuzeyde Dumlu, güneyde Palandöken dağları ile çevrilmiştir. Buradan geçen İpek Yolu ve verimli ovaları bölgenin tarih boyunca yerleşme alanı olarak seçilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu arada yer yer şiddetli depremlere maruz kalan şehir ve çevresi önemli ölçüde zarar görmüştür. Türkiye'nin en şiddetli iklimi bu bölgede hüküm sürer Baharları yağışlı , yazları sıcak ve kurak geçer , kışları soğuk ve karlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 6 derece, en soğuk ay ortalaması -8,3 derece'dir. En sıcak ay ortalaması 20.2 derece'dir. Yılın yaklaşık 220 günü boyunca ortalama sıcaklık 8 derce'nin altında seyreder. Yıllık yağış ortalaması 460.5 m2 olarak kaydedilmiş olup yağışlar düzensizdir. Nisbi nem %60.3 dür. İlin toplam nüfusu 1990 sayımına göre 848.201 dir. Şehir ve banliyölerinde oturan nüfus 362 bin civarındadır. Arazinin %20 si tarıma elverişlidir. Halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır. Erzurum'un jeolojik yapısından dolayı bölgede bir çok kaplıca mevcuttur. Bu kaplıcalardan en önemlileri Ilıca (15 km) Hasankale (38 km) ve Soğukçermik (60 km) kaplıcalarıdır. Bu kaplıcalar romatizma, siyatik ve çeşitli kadın hastalıkları tedavisi için tavsiye edilmektedir. Bu kaplıca merkezlerinde konaklamak için otellerde mevcuttur...

Kültür

Erzurumun mutfağı[http://www.atauni.edu.tr/mutfak.htm] Anadolu'nun her yöresinin kendine ait yöresel bir mutfağı vardır. Erzurum'da zengin bir mutfak kültürüne sahiptir.Bunlardan lor dolması, kadayıf dolması, özel yapılmış su böreği, ayran aşı ve cağ kebabı bu mutfağın baş yemekleridir. Erzurum'a yolu düşenlere bu yemekleri, özellikle Tortum Cağ kebabını tatmalarını tavsiye edelir. Erzurum'da oynanan halk danslarına Bar denir. Bar' ın tarihçesi çok eskilere Orta Asya' da Altay kavimlerine kadar uzanır. Erzurum halk oyunlar erkek ve kadınlarca ayrı ayrı oynanır. Atatürk Üniversitesi halk oyunları ile Erzurum halk oyunlar ve türküleri derneği bar ekibi çeşitli uluslararası halk dansları festivallerinde birincili ödülleri almışlardır. Bar oyunu mertlik ve yiğitlik sembolüdür. Erzurum ayrıca zengin bir halk türküleri kaynağına sahiptir. Erzurum El Sanatları[http://www.atauni.edu.tr/olttasi.htm] Erzurum kuyumculuğu ve Oltu Taşı işlemeciliği ile ünlüdür. Yarı değerli taş olan [[Oltu Taşı]] (kehribar) Erzurum'a özgüdür Altın ve gümüş ile birlikte Oltu Taşından kadınlar için bilezik, gerdanlık, broş, küpe, saç tokası ve tarağı yapılırken, erkekler için tespih, ağızlık, yüzük, vb. eşyalar imal edilmektedir. Bu ürünlerin satıldığı yer Rüstem Paşa Bedesteni'dir. Taşhan olarak ta adlandırılan bu eser Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafında yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır.

Sivas

300px 300px Sivas Mezopotamya ve Karadeniz arasında kervanların geçtiği bölgede olduğu için, Selçuklular döneminde tüccarların ziyaret ettiği bir merkez haline gelmiştir. 13.yüzyıla ait Gök Medrese, çifte minareli medrese ve mavi medreseleri çini sanatı açısından mutlaka görülmeye değer yerlerdir. Büyük Camii ise 1100 yılında inşaa edilmiştir. Ayrıca Sivas Türkiye'nin yüzölçümü açısından en büyük ikinci ilidir, başka bir özelliği ise Türkiye'nin köy adedi en çok olan ili olmasıdır. Sivas coğrafi açıdan kıraç, yeşili maalesef az, sert iklimli bir yerdir. Sivas'ın başlıca geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Ikliminin elverdiği ölçüde yetiştirilebilen ancak tahıl ürünleri, şeker pancarı, patates gibi ürünlerdir. Türk İstiklâl Savaşının temellerinin atıldığı, Selçuklu devrinin dev eserleriyle süslü, yüzölçümü bakımından Konya’dan sonra ikinci sırada yer alan bir ilimiz. Sivas ili topraklarının büyük kısmı İç Anadolu’nun yukarı Kızılırmak bölümünde diğer kısımları ise Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde olup, 35° 50’ ve 38° 14’ doğu boylamları ile 38° 32’ ve 40° 16’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Kuzeyden Giresun, Ordu ve Tokat; doğudan Erzincan; güneyden Malatya, Kahramanmaraş, Kayseri; batıdan Yozgat illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 58’dir.

İlçeleri

Yıldızeli, Şarkışla, Divriği, Suşehri, Kangal, Hafik, Koyulhisar, Akıncılar, Gölova, İmranlı, Zara, Altınyayla, Doğanşar, Gemerek, Gürün, Ulaş

İsminin Kökeni

Şehrin ismi kentin antik dönemdeki adı olan Sebastia sözcüğünün evrimleşerek türkçeleşmesiyle bugünkü halini almıştır. Sebastia ismi de yunancada 'saygıdeger, yüce' anlamına gelir ki, Latince Augustus'un yunanca karşılığıdır. Bu da pontuslar tarafından kurulan kentin Roma İmparatoru Augustus onuruna onun ismiyle adlandırıldığına delalet eder. Halk arasindaki rivâyetlere göre ise Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınar Tanrıya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara “Sipas Suyu” denirmiş. Zamanla mukaddes sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve “Sipas” ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden“Sibasipler”den gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır. Sivas ismi ile ilgili bir başka rivâyete göre ise, kentin adı Farsçada “üç değirmen” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmektedir; Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir.

Tarihçe

Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal İlçesi Çukurtarla ve Kavak Nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö.5000-3500) ile Tunç devri (M.Ö.3000-1500) buluntuları elde edilmiştir. Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö.2000 yılı başlarında Hititlerle başlamakta olup, merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe köylerinde bulunan höyük ve Gürün Şuğul Vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen Friglerin Hititleri ortadan kaldırmaları sonucu Sivas'ta Frig yerleşimi Hitit yerleşim alanlarının üst katlarında görülmektedir. Lidyalılar zamanındaki meşhur Kral Yolu da Sivas'tan geçmektedir. Anadolu'daki Pers egemenliğinden sonra kurulan şehir devletlerinin zamanla Roma İmparatorluğuna bağlandığı, önemli yol kavşağı üzerinde bulunan şimdiki şehir merkezinin iskan edildiği ve Sebasteia adını aldığı bilinmektedir. Bu ad, rivayete göre Pontus Kralı Polemonos'un karısı Pitodoris'ce verilmiş ve Roma İmparatoru Augustus'a ithaf edilmiştir. Roma İmparatorluğu hakimiyetine giren şehir, 395'te Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğuna ayrılan topraklar içerisinde kaldı.1059'da Anadolu'ya giren Türkmen güçleri ve 1064'te Alparslan'ın önünden kaçan Selçuklu şehzadesi Elbasan Sivas yöresinde kısa süre hakimiyet sağlamışsa da, bölgenin Türk egemenliğine girmesi 1071 Malazgirt Zaferinden sonra gerçekleşti. Kısa bir süre Selçuklu hakimiyetinde kalan Sivas'ta 1075'te Danişmend Beyliği kuruldu. Danişmend Beyliğinin taht kavgaları ile zayıf düşmesinden sonra Anadolu Selçuklularını yeniden birleştiren I.Mesud, 1152'de Sivas'ı ele geçirdi. Bizanslıların da karıştığı taht ve egemenlik kavgaları sırasında Anadolu Selçukluları ile Danişmendliler arasında sürekli el değiştiren Sivas, 1175'te II.Kılıçarslan tarafından kesin olarak Selçuklulara bağlandı. Daha sonra İzzeddin Keykavus Sivas'ı başkent yapmış, uzun müddet Sivas'ta kalarak günden güne genişleyen Sivas Şehri mamur edilmiş ve 1217 yılında Şifaiye Medresesini yaptırmıştır. İlim adamlarını Sivas'ta toplayarak şehri büyük bir ilim merkezi haline getirmiştir. İzzeddin Keykavus'un türbesi, yaptırdığı medrese içinde bulunmaktadır. 1220 Yılında İzzeddin Keykavus ölünce yerine I. Alaeddin Keykubat hükümdar oldu. Bu dönem Anadolu Selçuklularının en parlak dönemi oldu. Moğol istilasını dikkatle izleyen ve önlemler almaya çalışan sultan 1224'de Sivas'ı surlarla çevirerek korunaklı duruma getirdi. Yerine geçen II.Gıyasettin Keyhüsrev'in kötü yönetimi sırasında sıkıntı çeken halk, 1240 yıllarında ayaklanarak Sivas'ı yağmaladı. Selçuklu askerlerinin sivilleri sindirmek için seferber olduğunu gören Moğollar Anadolu'yu ele geçirmek üzere harekete geçtiler. Gıyasettin Keyhüsrev'i 1243'te Kösedağı Savaşında yenilgiye uğratan Moğol güçleri, Sivas'ı işgal ettiler. Moğollara bağımlı duruma gelen Selçukluları, bir süre de Moğollar tarafından kurulan İlhanlı devleti ile idare etti. Sivas ili bu dönemlerde büyük bir gelişme göstererek önemli bir ticaret ve bilim kenti olmuştur. Anadolu'da yarım asır kadar devam eden İlhanlılar devrinde Vali Demirtaş Sivas'a yerleşmiş ve istiklalini ilan ederek Sivas'ta uzun yıllar saltanatını sürdürmüştür. Demirtaş'tan sonraki Sivas Valisi sırayla, Alaeddin Eratna oğlu Gıyasettin Mehmet, Alaeddin Ali ve oğlu Mehmet Bey'dir. Ali Bey'in ölümünden sonra yerine geçen yedi yaşındaki Mehmet Bey'i Kadı Burhaneddin saltanatından uzaklaştırarak Sivas'ta kendi adıyla anılan devletini kurmuştur. Sivas'ı onarmak için de birçok çabalar göstererek surların etrafında hendekler kazdırılmış, kaleleri tamir ettirilmiştir. Akkoyunlu aşireti reisi Kara Osman'la yaptığı muharebe sonunda katledilmiş yerine oğlu Alaeddin geçmiştir. Bu sırada Timurlenk Anadolu'ya akınları başlamıştır. Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt Amasya'yı almış Sivas'a yaklaşmıştır. Güneyde Karamanlıların baskısına dayanamayan Alaeddin, şehri Osmanlılara teslim etmiştir. Bir davetle Sivas'ı teslim alan Yıldırım Beyazıt, şehri vali olarak tayin ettiği en büyük Şehzadesi Emir Süleyman'a vermiştir. Sivas Osmanlıların eline geçtikten bir yıl sonra 1400 yılında Timur'un istilasına uğramış, bir süre sonra tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Sivas Osmanlı İmparatorluğu döneminde eyalet merkezi haline getirilerek Amasya, Çorum, Tokat kısmi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas'a bağlı birer sancak olmuştur. Evliya çelebi Seyahatnamesi'nde belirtildiği gibi Sivas zamanının en önemli eyaletlerinden biridir (40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çeşmesi olduğundan bahsedilir). Sivas'a birçok vali atanmış, bunlar içinde belki de ismi hiç unutulmayacak olan Halil Rıfat Paşa'nın yaptırdığı yollar, köprüler, hanlar ve konaklar halen halkımızın hizmetindedir.

Dış Bağlantılar


- [http://www.sivas.gov.tr/ Sivas Valiliği]
- [http://www.sivas.bel.tr/ Sivas Belediyesi]
- [http://www.cumhuriyet.edu.tr/ Cumhuriyet Üniversitesi, Sivas]
- [http://www.turkcebilgi.com/?bilgi=Sivas Türkçebilgi: Sivas] Kategori:Sivas Kategori:Türkiye'nin illeri Kategori:İç Anadolu Bölgesi

İstanbul


- İstanbul (şehir)
- İstanbul (il)
- İstanbul Büyükşehir Belediyesi

1931

Olaylar

Dünya'da olup bitenler

11 Aralık - Westminster Tüzüğü 1931 ile Birleşik Krallık dominyonlarına kendini yönetme hakkı verildi.

Türkiye'de olup bitenler


- 15 Nisan - Atatürk'ün direktifleriyle 'Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti' adı altında Türk Tarih Kurumu kuruldu.

Doğumlar

Ölümler

ja:1931年 ko:1931년 simple:1931 Category:1931

Kızılay

Eski adı Hilal-i Ahmer olan Müslüman yardım kuruluşu. Savaş alanlarında yaralanan ya da hastalanan askerlere hiçbir ayırım gözetmeden yardım etme arzusundan doğan Kızılay, taraf olduğumuz bütün savaşlarda bu doğrultuda çok başarılı hizmetler vermiştir. Cephe gerisinde kurduğu seyyar ve sabit hastaneler, hasta taşıma servisleri, donattığı hastane gemileri ve yetiştirdiği hemşireler ve gönüllü hastabakıcılar aracılığıyla savaş alanlarında yaralanan ya da hastalanan onbinlerce Mehmetçik’in dost ve düşman askerinin bakım ve tedavisine yardımcı olmuş, Türk olsun, düşman olsun savaş esirlerine gereken insancıl yardımları yapmış, savaştan etkilenen sivil halkın bakımı ve korunması için çaba göstermiş, ülkemizde, sağlık ve sosyal yardım alanlarında birçok hizmete öncülük etmiş ve uluslararası insancıl yardım faaliyetlerine de katılmıştır. Kızılay etkin bir şekilde katıldığı Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması ve Cumhuriyet’in ilanından sonra ülkemizin içinde bulunduğu pek çok sorunun çözümü için bütün imkanlarını seferber etmiştir. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, art arda girdiği savaşlardan yorgun düşmüş ulusumuz, açlık, kuraklık ve salgın hastalıklarla karşı karşıyaydı. Kızılay bir yandan bu sorunlarla uğraşırken, diğer yandan da esir ve göçmenlerin giyecek, yiyecek, barınma ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamış, imkanları oranında da meydana gelen afetlerin yaralarını sarmaya çalışmıştır. Mevcut sorunların yanı sıra hızla gelişen ve değişen toplumumuzda, doğal olarak yeni istek ve ihtiyaçlar da belirmeye başlamıştı. Kızılay bu gelişmelerin gerisinde kalmamış, sağlık ve sosyal alanlardaki sorunların çözümü doğrultusunda amaçların ufkunu ve faaliyet alanlarını sürekli genişletmiştir. Türk Kızılayı’nın zamanla yöneldiği faaliyet ve hizmet alanları şunlardır: 1. Afete Hazırlık ve Müdahale Savaş durumunda Doğal afetlerde Olağan dönemlerde 2. Nakdi ve ayni yardım hizmetleri 3. Sağlık ve Sosyal Yardım Hizmetleri Tıp Merkezleri Psiko-Sosyal destek hizmetleri İlk yardım kursları 4. Gençlik ve Gönüllülük hizmetleri Gençlik kampları Burslar Yurtlar Gönüllülük hizmetleri 5. Kan Hizmetleri 6. Uluslararası İlişkiler Kızılay’ın amacı; Savaşta felakete uğrayanları koruyan 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleriyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf bulunduğu uluslararası anlaşmaların kendisine yüklediği hizmetleri görmek, bunların yerine getirilmesine yardımcı olmak, Barışta yurt içinde ve yurt dışında vukua gelen her türlü afet ve felaketlere karşı Tüzük dahilinde üzerine düşen hizmetleri yerine getirmek, İnsaniyetçi hukuk ilkelerine bağlı kalmak, sağlık ve sosyal dayanışmayı desteklemek, sosyal refahın geliştirilmesine yardımcı olmak, Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Uluslararası Kızılay-Kızılhaç Dernekleri Federasyonu ve bu federasyona dahil ulusal kuruluşlarla amaç ve işbirliği yapmaktır.

KIZILAY’IN GÖREVLERİ

Kızılay, savaşta ve barışta amacının gerektirdiği hizmetlerle kanunların yüklediği görevleri yapar. Savaşta veya hükümetin ilan ettiği olağanüstü hallerde; Kızılay, hükümetin gösterdiği lüzum ve ihtiyaca göre cephede ve cephe gerisinde Türk Milleti ve Silahlı Kuvvetlerine amacına uygun yardımlarda bulunur. Savaş görevlerini yerine getirecek araç ve gereçlerle ilaçları sürekli kontrol altında bulundurur, bozulma ve eksilmeye mahal bırakmadan gerekenleri elden çıkarır, yerine tazelerini, yenilerini koymak suretiyle stok seviyesini korumaya çalışır, Silahlı Kuvvetlerle bağlantı kurmak ve işbirliği sağlamak için gerektiği kadar Genel Merkez Kurulu Üyesini veya duruma göre Genel Merkez Kurulu’nun atayacağı diğer görevlileri Silahlı Kuvvetler yanına delege olarak gönderir, Silahlı Kuvvetlerde görülecek bulaşıcı hastalıklara karşı açılacak mücadeleye katılır, Türk, dost ve düşman savaş tutsakları ile göz altına alınanların ve mültecilerin değiştirilmesine ve aileleriyle haberleşmelerine, bunlara para ve eşya ulaştırılmasını sağlamaya aracılık eder, bunun için gerekli araştırma ve haberleşme örgütünü kurar, Tehlikeli bölgelerde bulunan çocukların ve korunmaları gerekenlerin hükümetin göstereceği yerlere taşınmalarına ve yerleştirmelerine yardım eder, Hükümetin isteği üzerine göstereceği yerlerde hastaneler açar. Barışta; Hemşireler, gönüllü hemşireler ve hasta bakıcılar, ilk yardım ve acil bakım, laboratuvar, radyoloji ve gereksinim duyulacak diğer branşlarda sağlık meslek elemanı yetiştirir. Dispanserler, sağlık merkezleri ve hastaneler, amaçlarına uygun eğitim öğretim merkez ve kurumları, rehabilitasyon merkezleri açar ve yönetir. Kan yardımı ile kan türevlerini sağlayacak teşkilatı kurar, yönetir ve teşkilatın yurt düzeyinde gelişmesi için gereken önlemleri alır. Salgın hastalıklara, halk sağlığını ilgilendiren benzer afetlere ve çocuk ölümlerine karşı mücadeleye katılır ve yardım eder. Barışta ve savaşta görevlerini yerine getirebilmek için gereken araç ve gereçleri hazırlar. Yoksullara yardımda bulunur. Muhtaç hastalara tedavi yardımı yapar; güçsüz ve fiziksel özürlülere noksan veya arızalı organlarının fonksiyonlarını tamamlayıcı, destekleyici veya rehabilite edici nitelikte araç temin etmeye çalışır. Yangın, yer sarsıntısı, su baskını, kuraklık, kıtlık, topluca veya savaş dolayısıyla göçler ve benzeri olaylarda gerekli yardımlarda bulunur. Kurtarıcı ve ilk yardımcılar yetiştirir, gerekli kadroları teşkil eden ekipler kurar, her türlü araç-gereç ve donanımları hazır bulundurur ve bunların çalışma şekillerini yönetmelikle belirler. Kızılay gönüllü örgütünü kurar. Sivil savunma planlamasına ve eğitimine yardım eder. Kızılay’ın tekel ve imtiyazında bulunan maddeleri, kamu yararına uygun bir anlayışla hazırlanacak yönetmelikler uyarınca, ticari bir kuruluş gibi işletir. Türk Medeni Kanunu’na göre gerçek ve tüzel kişiler tarafından Kızılay eliyle kurulmak istenilen vakıf ve tesisleri kabul eder ve işletir. Kızılay’ın amacına uygun hükümet karar ve isteklerini yerine getirir. Uluslararası yardımlaşmalarda; Kızılay, Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Kızılay-Kızılhaç Dernekleri Federasyonu ve bu federasyona dahil ulusal kuruluşların afet, felaket ve acil yardım çalışmalarına katılır. Ekipler gönderir, acil yardım malzemesi ve para yardımlarında bulunur. Savaşta ve barışta Uluslar arası Kızılhaç Komitesiyle, Kızılay-Kızılhaç Dernekleri Federasyonu ve bu federasyona dahil ulusal kuruluşlarla ortak çalışmalara katılır ve bunlara temsilci gönderir. Onların temsilcilerini kabul eder, yabancı heyetlerin sivil ve askeri makamlarla olan ilişkilerini kolaylaştırır. KIZILAY, SAVAŞ ALANINDA YARALANAN YA DA HASTALA